İngilizce öğrenenlerin birçoğu, yeterince phrasal verb bilmediği için konuşmaları anlayamadığından yakınır.

 

Phrasal verbs, öbek fiiller dediğimiz; bir fiilin sonrasına gelen zarf veya belirteç ile anlamı değişen deyimsel fiillerdir.

 

Bu öbek fiillerde geçen tüm kelimelerin anlamını bilmek bazı durumlarda yetmeyebiliyor. Öbek fiillerin cümle içinde kullanımını ve bağlama göre nasıl değiştiğini de bilmek gerekir.

 

Bu yazımızda, daha akılda kalıcı olabilmesi için bazı öbek fiilleri bir konuya göre gruplandırdık. Aşağıda, dizilerde ve filmlerde, sosyal medyada sık sık rastladığımız ilişkiler hakkında İngilizce phrasal verb ve örnek cümlelere yer verdik.

 

Olumlu Anlamda Kullanılanlar

 

*Look up to

 

 

-Saygı göstermek, hayranlık duymak

I look up to my teacher because she is well-educated.

Öğretmenime hayranlık duyuyorum çünkü o çok kültürlü.

 

*Hit on someone

 

 

-Birine asılmak

It looks like Mike is hitting on Jane. I think they are flirting with each other.

Mike Jane’e asılıyor gibi duruyor. Sanırım flört ediyorlar.

 

*Ask someone out

 

 

-Çıkma teklifi etmek

I will ask her out.

Ona çıkma teklifi edeceğim.

 

*Fall for someone

 

 

-Aşık olmak

He fell for Angela because she is just like his mother.

Angela’ya aşık oldu çünkü o tıpkı annesi gibi.

 

*Hit it off

 

 

-İyi geçinmek

We hit it off with each other well.

Birbirimizle iyi geçiniyoruz.

 

 

Olumsuz Anlamda Kullanılanlar

 

*Fall out

 

 

-Kavga etmek, araları açılmak

I fell out with Melissa because she lied to me.

Melissa ile kavga ettim çünkü o bana yalan söyledi .

 

*Put someone down

 

-Küçümsemek

It is very rude to put your friends down in public.

Arkadaşlarını herkesin önünde küçümsemek çok kabaca.

 

*Break up with

 

 

-İlişkiyi bitirmek

My boyfriend broke up with me.

Erkek arkadaşım benimle ilişkisini bitirdi.

 

*Cheat on

 

 

-Aldatmak

Maggie felt depressed when she learnt that her husband was cheating on her.

Eşinin onu aldattığını öğrenince Maggie çok üzüldü.

 

*Put up with

 

-Tahammül etmek, katlanmak

Although I don’t like my neighbour, I have to put up with her.

Komşumdan hoşlanmasam da ona katlanmak zorundayım.