İngilizce Konu Anlatımları

SIMPLE PRESENT TENSE (GENİŞ ZAMAN) KONU ANLATIMI

Simple Present  hem çok sık kullanacağınız bir zamandır, hem de öğrenmesi en kolay olandır. Simple Present Tense’i genellikle yaptığımız işleri, günlük rutinimizi, alışkanlıklarımızı anlatmak için kullanırız. Ayrıca öncesinde planlanmış resmi tarifeler duyurulurken de Simple Present’ın kullanımı görürüz.
Örneğin; tren, otobüs tarifeleri, sınav saatleri duyurusu gibi.

Simple Present’ın cümle yapısı aslında İngilizce bir cümlenin temelini oluşturur, ki bu da:

SUBJECT + VERB + OBJECT
 ÖZNE    YÜKLEM   NESNE

Simple Present Tense Kullanımı ve Örnekleri:

1.) Alışkanlık ve günlük rutinimizi, düzenli olarak kendini tekrar eden eylemleri, genel bir bilgiyi, yol tariflerini ve direktifleri Simple Present Tense’i kullanarak ifade ederiz, bu cümleleri kurarken everyday, usually, always, every week, every winter gibi zaman zarfları ile destekleriz.

Bu tip cümleleri kurarken dikkat etmemiz gereken kurallar:

 I-You-We-They öznelerini kullanırken yükleme asla bir ek (-s takısı) getirilmemeldir.

He-She-It öznelerini kullanırken ise her zaman –s, -es takısı getirilir.

Do yüklemini kullanırken ise:

I-You-We-They öznelerinde Don’t olur

He-She-It öznelerinde ise Does, cümle olumsuz ise Does not ya da Doesn’t olur.

Simple Present Tense Cümle Yapıları:

Örnekler:

Alışkanlık (Habits):

  • They watch television regularly.

(Düzenli olarak televizyon izlerler)

  • They usually talk about their day after school.

(Okuldan sonra genelde günlerinin nasıl geçtiği hakkında konuşurlar.)

  • She only eats fish.

Burada ‘She’ öznesini kullandığımız için –s takısı getiriyoruz.

(O sadece balık yer.)

Repeated Actions (Tekrarlanan Eylemler):

  • I drink my morning coffee before work everyday.

(Her gün işe gitmeden önce sabah kahvemi içerim)

  • I always wake up on 6 a.m on weekdays.

(Haftaiçi her zaman sabah 6’da uyanırım)

  • My family and I go to Uludağ every winter.

(Ailem ile her kış Uludağ’a gideriz)

  • We catch the bus every day.

(Her gün otobüse yetişiyoruz.)

Belirlenmiş Planlar (Fixed Arrangements):

  • The school ends at March 31st.

(Okul 31 Martta bitiyor.)

  Burada The School (it) olduğu için –s takısı getiriyoruz.

  • Eleanor arrives tomorrow.

(Eleanor yarın geliyor.)

She olduğu için –s takısı geliyor.

  • My exam starts at 10 a.m

(Sınavım sabah 10’da başlıyor.)

My exam ‘It’ olduğu için –s takısı getiriyoruz.

Genel Bilgiler/Gerçekler (General Truths):

  • Cats always land on their feet.

(Kediler hep ayaklarının üstüne düşer)

  • Her mother comes from Peru.

(Annesi Peru’dan geliyor.)

Burada onun annesi ‘She’ olduğu için –s takısı getiriyoruz.

  • When you put salt into water, it boils at 102 degrees.

(Suyun içine  tuz eklediğinde 102 derecede kaynar.)

Burada su ‘It’ olduğu için –s takısı getiriyoruz.

  • İstanbul is not the capital city of Turkey.
    (İstanbul Türkiye’nin başkenti değildir.)
  • She does not speak Japanese.

(O Japonca konuşmuyor.)

Burada ‘She’ öznesi kullandığımız için ‘Does not’ olarak kullanıyoruz.

Yön Tarifi/Direktifler (Directions or Instructions):

  • You take the 878 then IZBAN to go to Alsancak from Buca.

(Alsancak’a gitmek için önce 878’e, ardından İzbana bineceksin.)

  • Turn left then walk for 10 minutes.

(Sola dön, sonra 10 dakika boyunca yürü.)

  • When you use the oven for mashed potatos, switch the button and arrange the heat for 180 degrees.

(Patates püresi yapmak için fırını kullandığında düğmeyi çevir ve sıcaklığı 180 dereceye ayarla.)

  • Open the packet and pour the contents into hot water.

(Paketi açın, içindekileri sıcak suya dökün.)

Soru Örnekleri:

  • Why doesn’t my phone work? I payed 30 dollars for it!

(Neden telefonum çalışmıyor? Ona 30 dolar verdim!)

  • When does the show start?

(Gösteri ne zaman başlıyor?)

  • Why do you always get up so early?

(Neden her zaman bu kadar erken kalkıyorsun?)

  • Where do you go to get some coffee?

(Kahve almak için nereye gidersiniz?)

  • How do you feel Lisa?

(Nasıl hissediyorsun Lisa?)

  • Does he go on a holiday every Christmas?

(O her Noel’de tatile çıkar mı?)

  • Who comes to school trip this week?

(Bu haftaki okul gezisine kimler geliyor?)

  • Raymond is an amazing person. Who doesn’t love Raymond?

(Raymond harika bir insan. Kim Raymond’ı sevmez ki?)

  • What do you use to keep your hair so perfect all the time?

(Saçını sürekli mükemmel tutmak için ne kullanıyorsun?)

  • Do you drink eight glasses of water everyday?

(Her gün 8 bardak su içiyor musun?)

  • Does she always write short stories?

(O her zaman kısa hikayeler mi yazar?)

  • Do you usually eat cookies at night?

(Genelde akşamları mı kurabiye yersin?)

  • Do you like flowers?

(Çiçekleri sever misin?)

Sıklık Bildiren Zaman Zarfları:

Yukarıdaki tabloda görmüş olduğunuz üzere zaman bildiren sıklık zarfları genellikle özneden hemen sonra gelir.


PRESENT CONTINUOUS TENSE (ŞİMDİKİ ZAMAN)

Present Continuous Tense (Şimdiki Zaman)’ın hem kullanımını hem de cümle yapısını anlamak çok kolaydır. Hepinizin şöyle böyle bildiği gibi Present Continuous Tense’i genel olarak o an yaptığımız eylemleri anlatmak için kullanırız, ancak bu konu anlatımında başka durumlardaki kullanımını, cümle yapısını ve Present Continuous Tense’i kullanmamanız gereken verbleri anlatacağım. Hazırsanız başlayalım.

Cümle Yapısı:
Present Continuous Tense’in cümle yapısı son derece basittir:
Subject +am/is/are + Verb-ing+ Object şeklindedir.

Normalde ‘come, go, write’ gibi temel fillerimizin bulunmadığı cümleleri kurarken kullandığımız am/is/are şeklinde gördüğünüz ‘be’, Present Continuous Tense ile yardımcı fiil olarak kullanılır. Yukarıda gördüğünüz am/is/are’ın açıklaması bu şekildedir. Şimdi gelin, aşağıdaki tablolardan cümle yapısını, örnek cümlelerle pekiştirerek kafamıza iyice oturtalım:

1.) Present Continuous Tense’i o anda yapmak olduğumuz eylemi ya da içinde bulunduğumuz durumu anlatmak için;

  • I am still listening Taylor Swift’s new album.

 (Taylor Swift’in yeni albümünü dinliyorum.)

  • She is in her room now. She is changing her clothes.

 (O kıyafetlerini değiştiriyor.)

  • They are walking down the 5th Avenue right now.

(5. caddede yürüyorlar.)

  • We are organizing a birthday party for Leslie!

 (Leslie için bir doğum günü partisi düzenliyoruz.)

  • I am talking to my friend.

 (Arkadaşımla konuşuyorum.)

  • I am not feeling so well right now.

(Şu an kendimi pek iyi hissetmiyorum.)

  • I am driving in my dad’s car.

 (Babamın arabasını sürüyorum.)

  • They are not coming to the concert.

 (Konsere gelmiyorlar.)

  • You are not listening to me right now!

 (Beni dinlemiyorsun!)

  • They are washing my car now.

 (Şimdi benim arabamı yıkıyorlar.)

2.) O anda yapmadığımız ama son zamanlarda yapmakta olduğumuz eylemleri, işleri de bu tense ile ifade ederiz. These days, this semester, nowadays, this months, this year, this summer gibi şu sıralar anlamanı veren zaman zarfları ile destekleriz. Burada ‘’now’’ kullanılması kafanızı karıştırmasın İngilizcede now demek ‘bu aylarda, şu sıralarda, şu günlerde’ anlamına da gelebilir.

  • I am taking chemistry class this semester.

 (Bu dönem kimya dersi alıyorum.)

  • We are working on this math project nowadays.

 (Bugünlerde matematik projesi üstünde çalışıyoruz.)

  • He is writing a book on American history.

 (Amerika tarihi ile ilgili bir kitap yazıyor.)

  • She is staying at her sister’s house for a week.

(Bir haftalığına kız kardeşinin evinde kalıyor.)

  • Aren’t you teaching Turkish  Literature at a  highschool this year?

 (Bu sene bir lisede Türk Edebiyatı dersi vermiyor musun?)

  • They are playing computer games these days.

 (Bugünlerde bilgisayar oyunları oynuyorlar.)

  • am not studying to become a dentist.

 (Dişçi olmak için çalışmıyorum.)

3.) Yakın gelecekte olacak ya da olmayacak durumları belirtmek için de Present Continuous tense kullanılabilir. Ancak bu kafanızı karıştırmasın, aşağıdaki zaman çizelgesinde future tense ile nerede ayrıldıklarını görebilirsiniz. Bu tür cümlelerin yapısı şimdiki zaman olsa da anlamı gelecek zamandır. Aynı kalıbı Türkçede de kullanırız, örneğin:

İki gün sonra evleniyorum. (İki gün sonra evleneceğim)

  • I am getting married tomorrow!

(Yarın evleniyorum!)

  • She is leaving Tokyo in a week.

(Bir hafta son Tokyo’dan gidiyor.)

  • We are meeting Ann next Tuesday.

(Gelecek Salı Ann ile görüşüyoruz.)

  • Isn’t he visiting his granparents next week?

(O dedesini ve ninesini hafta ziyaret etmiyor mu?)

  • Aren’t they coming with us tonight?

(Onlar bu akşam bizimle gelmiyor mu?)

  • I am not going to school tomorrow morning.

(Yarın sabah okula gitmiyorum.)

4.) Present Continuous Tense’i  always, constantly, repeatedly,  perpetually gibi zaman zarfları ile sürekli kendini tekrar eden bir olay hakkında hoşnutsuzluğumuzu ya da rahatsızlığımızı belirtmek için kullanırız.

  • She is always coming late to classes.

 (Her zaman derslere geç geliyor.)

  • He is constantly talking about politics. I hate it.

 (Sürekli siyaset hakkında konuşuyor. Bundan nefret ediyorum.)

  • I don’t like them because they are always complaining.

 (Onlardan hoşlanmıyorum çünkü sürekli şikayet ediyorlar.)

  • We are always chatting instead of studying.

 (Her zaman ders çalışmak yerine sohbet ediyoruz.)

  • She is pointing out my flaws repeatedly, even though I told her to stop.

 (Durmasını söylememe rağmen, sürekli kusurlarımı belirtiyor.)

5.) Sürekli değişen, gelişen ya da geriye giden durumları belirtmek için Present Continuous Tense’i kullanırız.

  • The weather is getting colder and colder.

 (Hava gitgide soğuyor.)

  • She is getting happier each day.

 (Her gün daha mutlu oluyor.)

  • Everything is getting more and more expensive.

 (Her şey gitgide pahalılaşıyor.)

  • My health is getting worse.

 (Sağlığım kötüleşiyor.)

STATIVE WORDS

Present Continuous Tense’in kullanımlarını öğrendiğimize göre, şimdi hangi yüklemlerle kullanmayacağımıza bakacağız. Durgun ya da durum bildiren filler olarak adlandırdığımız Stative Verbs ile Present Continuous Tense asla kullanılmaz.

Yukarıdaki tabloda gördüğünüz bazı kelimelerin üstüne yıldız koymuş olduğumu görüyorsunuz. Bunun sebebi bu kelimelerin iki farklı anlamda kullanılabiliyor olmamızdır. Aktif bir fiil olarak kullanırken Present Continuous Tense’i kullanabiliriz.

Örnekler:

BE:

Stative- Durum bildiriyor, olmak anlamına geliyor

  • He is so rude

  (O çok kaba)

Dynamic- Davranmak

  • He is being so rude!

(O çok kaba davranıyor)

LOOK:

Stative-gibi görünmek

  • Your dress looks so beautiful!

(Elbisen çok güzel görünüyor!)

Dynamic- bakmak

  • Do you think he is looking at me or that girl?

 (Sence bana mı bakıyor diğer kıza mı?)

TASTE:

Stative- tadı olmak

  • You are an amazing chef  Karen. This soup tastes amazing.

(Sen harika bir aşçısın Karen. Bu çorbanın tadı harika!)

Dynamic- tatmak/tadına bakma

  • I am tasting a new recipe that I made!

(Yaptığım yeni bir tarifin tadına bakıyorum.)

FEEL:

Stative-  bir nesnenin hissettirdiği şeyi tanımlarken, bir şeyi sezmek

  • These shoes are not in my size. They feel so uncomfortable.

(Bu ayakkabılar benim numaram değil. Çok rahatsızlar.)

Dynamic- hissetmek

  • I’m feeling sick.

(Hasta hissediyorum.)

SMELL:

Stative- bir şeyin kokusunu tanımlarken

  • Is you perfume Burberry weekend? It smells just like it!

(Parfümün Burberry weekend mi? Kokusu aynı ona benziyor!)

Dynamic- koklamak

  • She is smelling all the parfumes to find the perfect one.

(Mükemmel parfümü bulmak için hepsini kokluyor.)

Present Continuous Tense bu kadardı. Umarım bu konu anlatımı size yardımcı olmuştur. Başka konularda görüşmek üzere!





Future Tense-Gelecek Zaman

Future Tense yani gelecek zamanı, adından da anlayacağınız üzere gelecekte yapacağımızı düşündüğümüz eylemleri, olacağını düşündüğümüz olayları belirtmek için kullandığımız bir zamandır.

Future Tense iki farklı şekilde kurulur:

1) Subject + will + Verb + Object

2) Subject + going to + Verb + Object

 Ancak bu iki yapı birbirinin aynısı değildir ve aynı durumlarda kullanılmazlar. Bu konu anlatımında size ikisini de açıklayacağım ama gelin önce will cümle yapısını inceleyelim.

WILL:

Yukarıdaki tablolarda görmüş olduğunuz üzere Future tense (will) ile kurulan cümlelerde fiil yalın yapıdadır, yani asıl fiilin yanına hiçbir ek getirilmez.

Future tense (will)’i henüz olmamış bir durumu, henüz yapmadığımız bir eylemi anlatmak için kullanırız. Aynı zamanda o an karar verdiğimiz, spontane eylemlerimizi will ile ifade ederiz. Şu konunun altını çizmek istiyorum, will kullanılan cümleler gelecekte kesinliği olan bir durumu belirtmez.

Örnek Cümleler:

Olumlu Cümleler:

  • I will go to kitchen.

(Mutfağa gideceğim.)

  • I will do the dishes now.

(Bulaşıkları yıkayacağım.)

  • We will wash my dad’s car tomorrow.

(Yarın babamın arabasını yıkayacağım.)

  • They will listen music.

(Müzik dinleyecekler.)

  • He will write a letter to Mel tomorrow.

(Yarın Mel’e mektup yazacak.)

  • Next month, he will be 20 years old.

(Gelecek aya 20 yaşında olacak.)

  • We will see her in a minute.

(Bir dakika içinde onu göreceğiz.)

  • I will start my journey in a month.

(Bir ay sonra yolculuğuma başlayacağım.)

  • It will be a very nice match.

(Çok güzel bir maç olacak.)

  • I will do it tomorrow.

(Yarın yapacağım.)

  • He will always support her.

(Onu her zaman destekleyecek.)

  • She will come to my house tonight.

(Bu gece evime gelecek.)

Olumsuz Cümleler:

  • They will not (won’t) tell anyone.

(Kimseye söylemeyecekler.)

  • We will not (won’t) come to the wedding.

(Düğüne gelmeyecekler.)

  • They will not (won’t) play volleyball with us.

(Bizimle voleybol oynamayacaklar.)

  • She will not have children.

(Çocuk sahibi olmayacak.)

  • He will not write a letter to her.

(Ona mektup yazmayacak.)

  • You will not pay the bill.

(Faturayı sen ödemeyeceksin.)

  • He will not go to France.

(Fransa’ya gitmeyecek.)

  • They will not (won’t) wait for us.

(Bizi beklemeyecekler.)

  • I will not (won’t) finish my homework.

(Ödevimi bitirmeyeceğim.)

Soru Cümleleri:

  • Will we go to school?

(Okula gidecek miyiz?)

  • Will she come to the party?

(Partiye gelecek mi?)

  • Will we drink some tea today?

(Bugün çay içecek miyiz?)

  • Will we meet tomorrow?

(Yarın görüşecek miyiz?)

  • Will I be happy?

(Mutlu olacak mıyım?)

  • Will they play basketball with us?

(Bizimle basketbol oynayacaklar mı?)

  • Will you marry me?

(Benimle evlenir misin?)

  • Will I be rich?

(Zengin olacak mıyım?)

  • Will they find their wallets?

(Cüzdanlarını bulacaklar mı?)

  • Will we discuss the water problem?

(Su problemi hakkında tartışacak mıyız?)

BE GOING TO:

Geldik Gelecek Zamanın ikinci kullanımına: going to. Going to + Verb cümleleri gelecekte olacağından emin olduğunuz bir şeyi, geleceğe yönelik yaptığınız bir planı yani önceden tasarlamış olduğunuz eylemleri ifade ederken kullanılır.

*It öznesinde ‘going to’ çok yaygın bir kullanım değildir. En yaygın kullanımı hava durumu tahminidir. Örneğin;

  • It is going to snow tomorrow.

(Yarın kar yağacak.)

  • Is it going to rain?

(Yarın yağmur yağacak mı?)

Örnek Cümleler:

Olumlu Cümleler:

  • I am going to graduate next year.

(Seneye mezun olacağım.)

  • He‘s going to read a book after school.

(O, okuldan sonra bir kitap okuyacak.)

  • She is going to stay at my house.

(Benim evimde kalacak.)

  • They are going to buy a new house.

(Yeni bir ev satın alacaklar.)

  • We are going to order pizza for dinner.

(Akşam yemeği için pizza sipariş edeceğiz.)

  • She is going to call her boss at 9 p.m.

(Saat dokuzda patronunu arayacak.)

  • I am going to do my homework tomorrow.

(Yarın ev ödevimi yapacağım.)

  • We are going to learn German next year.

(Gelecek sene Almanca öğreneceğiz.)

  • He is going to sell his car.

(Arabasını satacak.)

  • She is going to wear her black dress for the wedding.

(Düğünde siyah elbisesini giyecek.)

Olumsuz Cümleler:

  • I am not going to join the book club.

(Kitap kulübüne katılmayacağım.)

  • We are not going to clean the office.

(Ofisi temizlemeyeceğiz.)

  • She is not going to help me for the physics project.

(Bana fizik projemde yardım etmeyecek.)

  • He is not going to cook meat tonight.

(Bu gece et pişirmeyecek.)

  • We are not going to watch Shrek tomorrow.

(Yarın Shrek izlemeyeceğiz.)

  • They are not going to celebrate their 4th year anniversary.

(4. yıldönümlerini kutlamayacaklar.)

  • He is not going to sleep until the morning.

(Sabaha kadar uyumayacak.)

  • I am not going to sell my ring.

(Yüzüğümü satmayacağım.)

  • She is not going to be here next year.

(O, gelecek sene burada olmayacak.)

  • I am going to quit yoga.

(Yoga’yı bırakacağım.)

Soru Cümleleri:

  • Are we going to play football?

(Futbol oynayacak mıyız?)

  • Is he going to wake up early tomorrow?

(Yarın erken mi uyanacak?)

  • Are you going to the cinema at 9 pm?

(Saat dokuzda sinemaya gidecek miyiz?)

  • Is she going to tell him?

(Ona söyleyecek mi?)

  • Are we going to dance at the party?

(Partide dans edecek miyiz?)

  • Is she going to bake a cake for the birthday party?

(O doğumgünü partisi için kek pişirecek mi?)

  • Are you going to leave me?

(Beni terk edecek misin?)

  • Am I going to meet Ann at the conference?

(Ann ile konferansta tanışacak mıyım?)


Their/They/They’re Kelimelerinin Farkları Nelerdir?

Başlıkta görmüş olduğunuz bu 3 kelimenin kaderi her daim İngilizce öğrenenler tarafından karıştırılmak olmuştur.Siz de aynı sıkıntıyı çekiyorsanız üzülmeyin! Zira bu 3 kelimenin yanlış kullanımı ana dili İngilizce olanlar arasında bile oldukça yaygın. Aslında bunun da oldukça anlaşılabilir bir sebebi var. Bu 3 kelime “eş sesli”. Yani okunuşları aynı fakat anlamları birbirinden tamamen farklı. Fakat hem kulağa aynı gelmesi hem de yazılışlarının birbirinden farklı olması bu 3 kelimenin doğru kullanımını herkes için oldukça zorlaştırmakta. İşte bugün bu sıkıntıyı tamamen ortadan kaldıracağız. Sizin için küçük ipuçlarımız bile var. Hazırsak başlayalım!

1)THEIR:

“Their” esasen “they”(onlar) öznesinin iyelik zamiridir. “Onların” şeklinde tercüme edilebilir. İyelik zamirleri ismin kime ait olduğunu belirterek,  nesneleri anlatmak için kullanılır. Aidiyet, sahip olma bildirirler.

Eğer kafanız karıştıysa hemen örneklere göz atabiliriz.

1)This is their home. (Bu onların evi.)

2)Their clothes are so expensive. (Onların kıyafetleri çok pahalı.)

3)They didn’t do their homework.(Onlar ödevlerini yapmadılar.)

4)They didn’t finish their meal.(Onlar yemeklerini bitirmediler.)

5)They can’t find their keys.(Onlar anahtarlarını bulamıyorlar.)

2)THERE:

“There” orada manasına gelen bir yer-yön zarfıdır. Bu tür zarflar, eylemi yer bakımından belirleyen sözcüklerdir. Nereye ya da nerede sorusuna cevap verirler. Bir bakımdan “there” kelimesi orada manasına geldiğinden “burada” manasına gelen “here” kelimesinin zıttıdır diyebiliriz. Aynı zamanda isim cümlelerinde “to be” fiiliyle cümleye “Olmak,var olmak” anlamını katar. Hemen örneklere göz atalım:

1)Where’s Susan?(Susan nerede?)

-Look. She’s there.(Bak. Orada.)

2)Mum,where’s my purse? (Anne cüzdanım nerede?)

-It’s there. (Orada.)

-I can’t see it. (Göremiyorum.)

-It’s on the table.(Masanın üstünde.)

3)There is still hope. (Hala umut var.)

4)There are still good people in this city. (Bu şehirde hala iyi insanlar var.)

THEY’RE:

Bu kelime “they”(onlar) ve “are”(“to be/olmak” fiilinin “onlar” öznesine göre çekilmiş hali) kelimelerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir kısaltmadır. Dolayısıyla bu kısaltmanın sadece “to be” fiilinin kullanılması gereken durumlarda kullanılması gerekmektedir. “to be” fiili isim ve sıfat cümlelerinde “olmak” manasında asıl fiil olarak kullanılır. Ayrıca şimdiki zamanda yardımcı fiil olarak asıl fiille beraber kullanılır. Şimdi örneklere bakarak bu kısaltma nerelerde doğru kullanılır anlamaya çalışalım.

They’re good students. ( Onlar iyi öğrencilerdir.)

NOT: Bu cümle bir isim cümlesidir. İsim cümlelerinde They öznesine göre “to be” fiili “are” olarak çekilir. İsim cümlelerinde görüldüğü üzere olmak fiili(to be,yani bu cümlede “are”  asıl fiil olarak tek başına kullanılır.

They’re so hard-working. (Onlar çok çalışkanlardır.)

NOT: Bu cümle bir sıfat cümlesidir. Sıfat cümlelerinde öznenin özelliği ya da niteliği belirtilir. Bu yüzden yine “to be” fiili (burada “are” olarak çekilmiş) asıl fiil olarak kullanılmıştır.

They’re working right now.( Şu an çalışıyorlar)

NOT: Bu cümle şimdiki zamanın kullanıldığı bir fiil cümlesidir. Şimdiki zamanda “to be” fiili (burada “are” olarak kullanılmıştır.) “work”(çalışmak) asıl fiilinin yanında yardımcı fiil olarak kullanılmıştır.Yani özetle “they’re” kısaltmasının ya isim,sıfat cümleleriyle ya da şimdiki zaman ile kurulan cümlelerle kullanılması gerekir.

İyi hoş da bunlar benim aklımda nasıl kalacak diyorsanız,küçük ipuçlarımıza göz atmanızı tavsiye ediyoruz.

İPUÇLARI:

  1. THEIR kelimesi artık öğrenmiş olduğunuz gibi bir iyelik zamiridir. Ve aidiyet bildirir. THEIR kelimesinin içinde İngilizce’de varis manasına gelen “heir” kelimesi saklıdır. Artık karıştıracak olursanız bu küçük kelime oyunuyla doğru seçeneği kullanabilirsiniz.
  2. THERE kelimesi artık bildiğiniz gibi “orada” manasına gelen bir kelimedir. Yukarıda there kelimesinin zıttının bir manada “here” kelimesi olduğunu söylemiştik. “Here” kelimesi “burada” manasına gelir ve fark edeceğiniz gibi “there” kelimesinin içinde bir “here” kelimesi gizlidir. Bundan sonra karıştıracak gibi hissederseniz içinde saklı olan“here” kelimesini aklında tutmanız yeterli olacaktır.
  3. “They’re” kelimesi bildiğiniz gibi “they” (onlar) ve “are”(to be fiilinin “they” öznesine göre çekilmiş hali) kelimelerinin kısaltılmış halidir. “They’re” fark ettiğiniz gibi kesme işareti (‘) kullanılarak yapılır ve İngilizce’de kesme işareti iki kelimeyi birleştirip kısaltmak için kullanılır. Bunu aklınızda tuttuğunuzda kesme işaretini gördüğünüzde bu kelimenin iki kelimenin birleşimi olduğunu hatırlayıp diğerlerinden ayırt edebilirsiniz.

İngilizce Wish Clauses Konu Anlatımı

Wish” ya da “if only” yapıları dilek ya da pişmanlık ifade eder. Gerçek olmayan durumlar için kullanılır, sonuçta dilediğimiz şeyleri gerçek olmadıkları için dileriz, pişmanlıklarımızda da artık olan olmuştur ve bizim pişman olmamız gerçeği değiştiren bir durum değildir. “If only” ve “wish” aynı anlamı taşısa da, “if only” cümleye daha fazla vurgu katar.

I wish I could fly. = If only I could fly.

I wish we didn’t need money. = If only we didn’t need money.

 

WISHES ABOUT THE PRESENT (ŞİMDİKİ ZAMANLA İLGİLİ DİLEKLER)

İçinde bulunduğumuz zamandaki durum ve eylemlerin farklı olmasını istediğimizi ifade etmek için kullanılır.

We wish we could go to the theatre, but it is closed at this hour.

(Keşke tiyatroya gidebilseydik, ama bu saatte kapalıdır.)

The students wish they owned new computers.

(Öğrenciler yeni bilgisayarları olmasını diliyorlar)

Adriana wishes she was singing the song herself rather than listening to it from Britney Spears.

(Adriana şarkıyı Britney’den dinlemektense kendisinin söylemesini dilerdi.)

Tom wishes he didn’t have to study for exam right now.

  • “We wish” ve “Adriana wishes” örneklerinde görüldüğü üzere asıl fiili present tense (geniş zaman) ile kuruyoruz.

not: “to be” fiilinin kullanıldığı durumlarda  “were” kullanılır.

Sally wishes she weren’t sick.

I wish I were at Disneyland now.

Most of the workers wish they were on a vacation.

(İşçilerin çoğu şu an tatilde olmayı diliyor)

not: Dilekler şu anla ilgili olmasına rağmen bu yapıların kullanıldığı cümlelerde present ve future tense kullanılmaz.

I wish you can pass the exam. FALSE

I wish you could pass the exam. TRUE

I wish you will pass the exam FALSE

I wish you  would pass the exam. TRUE

(Keşke sınavı geç(ebil)sen.)

WISHES ABOUT THE PAST (GEÇMİŞ ZAMANLA İLGİLİ DİLEKLER)

Geçmişteki durum ve eylemlerle ilgili pişmanlık, yakınma ifade eder.


Julie wishes she hadn’t been wearing high heels.

I wish someone had told me that drinking so much coffee would cause a stomachache.(Keşke biri bana bu kadar kahve içmenin karın ağrısı yapacağını söyleseydi)

I wish I hadn’t had to take that business trip to Moscow. I was really freezing there.(Keşke Moskova’ya iş gezisine gitmeseydim. Orada gerçekten çok üşüdüm.)

Michael wishes he hadn’t helped his brother escape the prison; so, he wouldn’t have been feeling guilty.(Michael abisinin hapishaneden kaçmasına yardım etmememiş olmayı diliyor; böylece kendini suçlu hissetmezdi)

  • “I wish” veya “Julie wishes” örneklerinde görüldüğü üzere dilekler geçmiş zamanla ilgili olmasına rağmen asıl fiili present tense (geniş zaman) ile kuruyoruz.

WISHES ABOUT THE FUTURE (GELECEK ZAMANLA İLGİLİ DİLEKLER)

Gelecekte olması beklenen bir eylem ya da durumla ilgili hoşnutsuzluk, yakınma ifade eder.


People are always smoking inside the bus stops.

I wish people would stop smoking inside the bus stops.

 

My parents will go out tonight, so I have to look after my little brother.

(Ailem akşam dışarı çıkacak bu yüzden kardeşlerime bakmak zorundayım.)

I wish I didn’t have to look after my little brothers tonight. (Keşke bu akşam kardeşlerime bakmak zorunda olmasam.)

not: Temel cümle ile yan cümlenin öznesi aynı ise “would” kullanamayız. Bu durumda “would” yerine “simple past” ya da “could” kullanılabilir.

I wish I would earn a lot of money.  FALSE

I wish I could earn a lot of money. TRUE

I wish I earned a lot of money.  TRUE

 

 

 

 


Other Conditionals: As long as / Providing that / Supposing that / Imagining that / What if / Even if / In case / If so – If not / Otherwise – or else / But for – If it weren’t for / As if – As though / Only if

As long as/So long as

‘As long as’ ve ‘so long as’ “…ğı sürece, …diği takdirde” anlamlarına gelir. “If” ile yakın anlamlıdır.

As long as, bir şeyin gerçekleşmesinin bir sebebe dayandığını ifade eder.

Örneğin, “Sen geldiğin sürece, Ankara’ya giderim” cümlesinden ‘Ankara’ya gitmem, senin gelmene bağlı’ anlamı çıkar;

I will go to Ankara, as long as you come

 

As long as you love me, I will love you, too (Beni sevdiğin sürece, ben de seni seveceğim)

They are going to live here, as long as they get money from the government (Hükümetten para aldıkları sürece burada yaşayacaklar)

Mr. Heinrich is our president as long as he lives. (Mr. Heinrich yaşadığı müddetçe bizim başkanımız)

 

As long as ve so long as yerine on condition that de kullanılabilir, on condition that ‘…olması şartıyla, …olduğu takdirde’ anlamına gelir; as long as ve so long as’den daha resmidir.

 

Consular clerks ratify visa applications on condition that they are convinced that applicants will go back to their country of origin. (Konsolosluk memurları, başvuranların ana vatanlarına geri döneceklerine emin oldukları takdirde, vize başvurularını onaylarlar)

 

Individuals can apply to Europen Court of Human Rights, on condition that they exhaust all the internal authorities. (Bireyler, tüm iç hukuk yollarını tükettikleri takdirde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurabilirler.)

 

Providing (that) / Provided (that)

Providing that ve Provided that de tıpkı if gibi koşul-şart bildirirler. Thatle veya thatsiz kullanılabilirler. Providing (that) daha çok konuşma dilinde kullanılırken, Provided (that)yazı dilinde kullanılır ve biraz daha resmidir. Yukarıdaki bağlaçlar gibi “…olması koşuluyla” anlamlarına gelir.

Her ikisinden sonra da cümle gelmelidir.

 

You can borrow my umbrella, providing that you give it back. (Geri vermen şartıyla şemsiyemi ödünç alabilirsin)

Students can play board games at school, provided that the games are not gamble. (Öğrenciler, kumar olmaması şartıyla, okulda masa oyunları oynayabilirler.)

 

Providing you keep your valuable things with you, you can go wherever you want. (Değerli şeylerini yanına alman şartıyla istediğin yere gidebilirsin.)

 

Supposing (that) / Suppose (that)

Supposing that ve suppose that  “farz et ki…, farz edelim ki… Diyelim ki…” anlamlarına gelir.

If Clause Type 1, Type 2 ve Type 3 yapısına benzer şekilde kullanılır;

Suppose that you miss the plane, what will do? (type 1) (Farz et ki uçağı kaçırdın, ne yapacaksın?)

Suppose that you were Batman, what would you do? (type 2) (Farz et ki Batman’sin, ne yapardın?)

Suppose that they had been late for 5 hours, would you have still waited for them? (type 3) (Farz et ki 5 saat geç kaldılar, yine de onları beklemiş olur muydun?)

I’m writing this letter supposing that you’re going to write me back. (Senin de bana yazacağını farz ederek bu mektubu yazıyorum.)

 

Imagine (that) / Imagining (that)

Imagine that ve Imagining that tıpkı Suppose that ve Supposing that gibidir. Yani cümlede, gerçekte olmayan bir şeyi düşünme, o şekilde farz etme ya da hayal etme vardır.

 

Imagining she doesn’t show up tomorrow at school, will you be upset? (type 1) (Düşün ki yarın o yarın okula gelmedi, üzülür müsün?)

Imagine that there were 100 bars of chocolate on the table, would you eat them all? (type 2) (Düşün ki masada 100 kutu çikolata var, hepsini yer miydin?

Imagine that Alexander hadn’t liked the meal, would he have eaten all of it then? (type 3) (Diyelim ki Alexander yemeği sevmedi, hepsini yemiş olur muydu o zaman?)

 

What if

“Ya … olursa/olsaydı” anlamına gelir. What if ile kurulan cümlelerde “Ya…. olursa, o zaman ne olur?” gibi bir anlam vardır. Diğer yapılar gibi bu da Type 1, Type 2 ve Type 3 ile kullanılabilir.

What if I don’t come to the party on Saturday? (type 1) (Ya cumartesi günü partiye gelmezsem?)

(Anlam: Cumartesi günü partiye gelmezsem ne olur?)

 

What if you didn’t meet him? (type 2) (Ya onunla tanışmasaydın?)

(Anlam: Onunla tanışmasaydın ne olurdu?)

 

What if I hadn’t used my pills? (type 3) (Ya ilaçlarımı kullanmamış olsaydım?)

(Anlam: İlaçlarımı kullanmamış olsaydım ne olurdu?)

 

Even if

Even if “…olsa bile” anlamına gelir. Şartlar değişse bile, sonucun değişmeyeceğinden bahseder.

Always defend yourself, even if you are alone. (type 1) (Yalnız bile olsan her zaman kendini savun.)

Even if you were guilty, I would still be with you. (type 2) (Suçlu olsaydın bile, yine de seninle olurdum.)

Even if it had rained, we would have gone to the woods. (type 3) (Yağmur yağmış olsaydı bile, ormana giderdik.)

 

In case

… olursa, … olur diye anlamlarına gelir. Cümlede tedbir amacı vardır.

I will take my umbrella in case it rains. (Yağmur yağarsa diye şemsiyemi alacağım.)

We fastened our seatbelts in case we had an accident. (Kaza geçirebiliriz diye emniyet kemerlerimizi bağladık.)

 

 “In case”den sonra “of” getirilebilir, ancak bu durumda isim kullanılması gerekir.

In case of + isim  (…olursa / … durumunda)

In case of an emergency, please call 911. (Acil bir durum olursa, lütfen 911’i arayın.)

In case of an argument, please calm down. (Tartışma durumunda lütfen sakin ol.)

 

Just in case

Just in case konuşma dilinde daha çok kullanılan bir yapıdır ve anlamı “ne olur ne olmaz”dır;

A: Why did you take your gun? (Silahını neden aldın?)

B: Just in case. (Ne olur ne olmaz diye.)

 

If so / If not

Diğer cümleler gibi koşul-şart ve sonuç aynı cümle içinde verilmeyip ayrı bir cümlede ifade edilirken if so veya  if not kullanılır.

If so, “eğer öyleyse, eğer öyle bir şey olursa” anlamlarına gelir.

The appointment may be cancelled. If so, I will let you know. (Randevu iptal edilebilir. Eğer öyle olursa, sana haber veririm.)

May I pay my debt in installments? If so, I will be very happy. (Borcumu taksit taksit ödeyebilir miyim? Eğer öyle olursa çok mutlu olacağım.)

 

If not ise “eğer öyle olmazsa, öyle değilse” anlamlarına gelir.

May I pay my debt in installments? If not, I will be in trouble. (Borcumu taksit taksit ödeyebilir miyim? Eğer öyle olmazsa başım belaya girecek.)

You have to speak with her. If not, you will lose her. (Onunla konuşmak zorundasın. Eğer konuşmazsan onu kaybedeceksin.)

 

Yukarıda if not ile örnek verdiğimiz 2 cümlede if not  yerine otherwise, or ya da or else de kullanılabilir. Otherwise, or ve or else “aksi takdirde, yoksa” anlamlarına gelir.

If not’ın bir diğer kullanımı da vardır. “… olmasa da ….” gibi ifadelerde kullanılır, daha yoğun anlamı olan bir kelimeyle daha zayıf anlamı olan bir kelime arasında kullanılır, örneğin; “Obez olmasa da çok şişmandı” gibi;

He was too fat if not obese.

Your aim is difficult if not impossible. (Amacın imkansız olmasa da zor.)

My dreams are important if not more than hers. (Onunkilerden daha önemli olmasa da, benim hayallerim de önemli.)

Fiona’s grades are good if not better than mine. (Benimkilerden daha iyi olmasa da Fiona’nın notları da iyi.)

 

Otherwise / or else / or

Üçü de “aksi takdirde, yoksa” anlamlarına gelir. Söylenilen bir şeyin gerçekleşmemesi halinde ne olacağını belirtirler.

You have to clean your room, otherwise you cannot go out. (Odanı temizlemek zorundasın, yoksa dışarı çıkamazsın.)

I’m glad that you helped me. Otherwise I couldn’t have accomplished this. (Bana yardım ettiğin için memnunum. Aksi takdirde bunu başaramazdım.)

You will come on time, or else I won’t wait for you. (Zamanında geleceksin, yoksa seni beklemeyeceğim.)

She is going to apologise, or I will never forgive her. (Özür dileyecek, yoksa onu asla affetmem.)

 

But for / if it weren’t for /If it hadn’t been for

…olmasaydı anlamına gelir.

But for your help, I couldn’t have managed this. = If you hadn’t helped me, I couldn’t have managed this. (type 3) (Senin yardımın olmasaydı bunu başaramazdım = Bana yardım etmemiş olsaydın bunu başaramazdım)

If it weren’t for my father’s selfishness, I would be in contact with all my family. = If my father weren’t selfish, I would be in contact with all my family. (type 2) (Babamın bencilliği olmasaydı, tüm ailemle iletişimde olurdum. = Babam bencil olmasaydı tüm ailemle iletişimde olurdum.)

If it hadn’t been for my arrogance, we wouldn’ have had such an argument. = If I hadn’t been arrogant, we wouldn’t have had such an argument. (type 3) (Kibrim olmasaydı, böyle bir tartışma yaşamamış olurduk. = Kibirli olmamış olsaydım, böyle bir tartışma yaşamamış olurduk.)

 

As if / As though

…mış gibi anlamına gelir. Bir benzetme yapılırken present tense kullanılır, çünkü gerçek bir durum söz konusudur ve bu cümlelerde genellikle “seem, taste, sound, look” gibi benzetme yaparken kullanılabilecek kelimeler kullanılır.

You look as if you are ill. (Hasta gibi görünüyorsun.)

The soup tastes as if there is black pepper in it. (Çorbanın tadı, içinde kara biber var gibi.)

He seems as if he is 30. (30 yaşındaymış gibi görünüyor.)

 

Gerçek olmayan durumlarda ise past tense kullanılır;

She walks as if she was the queen of England. (İngiltere kraliçesiymiş gibi yürür.)

He spends money as though he had billions. (Milyarları varmış gibi para harcar.)

 

 

Gelecek zaman belirten ifadelerde as if’ten sonra future tense kullanılabileceği gibi, “to + V1”de kullanılabilir;

My grandmother looks as if she is going to cry. = My grandmother looks as if to cry. (Büyükannem ağlayacak gibi görünüyor.)

My grandmother looked as if she was going to cry. = My grandmother looked as if to cry. (Büyükannem ağlayacak gibi görünüyordu.)

İkinci cümlede kullanılan yapı, geçmişteyken “gelecekte olacak bir şeye yönelik” kullanıldığı için, be going to yapısındaki be’nin simple past çekimi ile, yani was/were ile oluşturulmuştur.

 

Only if

Only if “yalnızca …olursa” anlamına gelir. Bir şeyin gerçekleşmesi sadece tek bir koşula bağlıdır.

I will call you back, only if something bad happens. (Sadece kötü bir şey olursa seni arayacağım.)

Only if cümlenin başında olursa, cümlenin ikinci kısmı devrik olmalıdır;

Only if something bad happens, will I call you back. (Sadece kötü bir şey olursa seni arayacağım.)

Only if I win the lottery, will I buy this car. = I will buy this car only if I win the lottery. (Yalnızca piyangoyu kazanırsam bu arabayı alırım.) = Bu arabayı almamın tek koşulu piyangoyu kazanmam.

Only if you come, will I come too. = I will come too, only if you come. (Yalnızca sen gelirsen gelirim.) = Gelmemin tek koşulu senin de gelmen.

 

 


If Clauses (İngilizce Koşul Şart Cümleleri) Konu Anlatımı

If Clauses

If cümleleri bir durumun diğerine bağlı olduğu zamanlarda kullanılır. Türkçe’de koşul-şart cümleleriyle aynı görevi görür. Yani  ancak belli bir koşulun olması durumunda bir eylem ya da bir durum gerçekleşebilir.

If cümleleri bir cümlenin sonunda veya başında kullanılabilir. Eğer ana cümleden önce kullanılırsa virgülle ayrılır; ana cümleden sonra yer aldığında ise virgül kullanılmaz.

 

 

Type 0

Type 1

Type 2

Type 3

Mixed Type

Unless (If…not)

Other Conditionals: As long as / Providing that / Supposing that / Imagining that / What if / Even if / In case / If so – If not / Otherwise – or else / But for – If it weren’t for / As if – As though / Only if


If Clauses: Unless (If…not) Konu Anlatımı

Unless” olumsuz bir anlam taşır Bu nedenle kullanıldığı cümle genellikle olumlu yapıda olur. Çoğunlukla “Type 1” koşul cümleleriyle kullanılır. “Type 2” ve “Type 3” cümlelerinde kullanımı yaygın değildir.


If Clauses Mixed Type (İngilizce Koşul Şart Cümleleri Karma Tip) Konu Anlatımı

Mixed conditionals (Mixed Type) “Type 2” ve “Type 3” koşul cümlelerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulur.


If Clauses Type 3 (İngilizce Koşul Şart Cümleleri Tip 3) Konu Anlatımı

Type 3 koşul cümleleri hem yapı hem de anlam açısında geçmiş zamanda olur. Geçmişteki bir durumun ya da olayın gerçekleşmemiş olduğu düşünülüp, bu varsayımın sonucu ifade edilir.