İngilizce Koordine Eden Bağlaçlar

COORDINATING CONJUNCTIONS

 (İngilizce Koordine Eden Bağlaçlar )

Coordinating Conjunctions, “for, and, nor, but, or, yet, so” kelimeleridir. Bunlar kelime veya kelime gruplarını veya iki cümleciği bağlayabilir. İki cümleciği bağladığında çoğu zaman bu bağlaçlardan önce virgül konulur.

 

  • And (ve)

 

“Ve” anlamında aynı yönde kelimeleri ve cümleleri bağlamak için kullanılır. Cümleleri bağladığında paralellik arzeden eylemleri, birbirinden sonra olan eylemleri, bir eylemin sonucu olan diğer eylemi eklemek için kullanılabilir.

 

I like basketball and volleyball.

(Ben basketbol ve voleybolu severim)

 

He opened the window and took a deep breath.

(Pencereyi açtı ve derin bir nefes aldı.)

 

John dropped the vase and her father shouted at him.

(John vazoyu düşürdü ve babası ona bağırdı)

 

His office is far, and he has to walk for minutes.

(Ofisi uzak ve dakikalarca yürümesi gerek)

 

And, Türkçedeki gibi listenin son maddesinden önce kullanılabilir. Bu kullanımda and’den önce virgül konulması isteğe bağlıdır. Özellikle son iki maddenin birleşik bir isim (fish and chips gibi) olmadığı belirtilmek istenirse and’den önce virgül konulur.

 

There is a pencil, a book, an eraser, and a pen in my bag.

(Çantamda kurşun kalem, kitap, silgi ve kalem var)

 

 

  • Or (veya, ya da, yoksa)

 

I don’t like basketball or volleyball.

(Basketbol veya voleybolu sevmem- Bu cümle Türkçe olsaydı “ve” bağlacı kullanılırdı ama İngilizcede olumsuzlarda “or” bağlacı kullanılır.)

 

You can stay in, or you can come with us.

(İçerde kalabilirsin veya bizimle gelebilirsin- or bu cümlede alternatif belirtmek için kullanıldı. )

 

Go out, or I’ll call the police.

(Git yoksa polis çağırırım. Bu cümlede or yoksa (or else, otherwise) anlamında kullanıldı.)

 

 

  • But (fakat)

 

But, fakat, ama anlamında zıtlık belirtir, yani ilk ifadeye göre beklenmeyen bir şeyi söylerken kullanılır. Çoğu zaman but’dan önce virgül konulur.

 

John earnt lots of money, but he wore old clothes.

(John çok para kazanırdı ama eski elbiseler giyerdi)

 

Jill lives in the same city, but we can hardly see her.

(Jill aynı şehirde yaşar fakat onu zar zor görebiliyoruz)

 

But, “hariç” anlamında kullanılabilir.

 

Everything is changing but you.

(Senden başka/Sen hariç her şey değişiyor)

 

NOT: İki cümleciğin öznesi aynı olduğunda “or, and, but” dan sonra bu özne tekrar söylenmese de anlaşılacağından söylenmeyebilir. Bu durumda virgül konulmaz:

 

He opened the window and he took a deep breath.

= He opened the window and took a deep breath.

 

You can stay in, or you can come with us.

= You can stay in or come with us.

 

John earnt lots of money, but he wore old clothes.

= John earnt lots of money but wore old clothes.

 

 

  • So (bu yüzden)

 

So, bu yüzden, be nedenle anlamında sonuç belirtmek için kullanılabilir.

 

I was late, so I took a taxi.

(Geç kalmıştım bu yüzden taksi tuttum..)

 

A mouse bit John’s finger when he was a child, so he hates mice.

(John çocukken bir fare parmağını ısırdı bu sebeble farelerden nefret eder)

 

  • For (çünkü, zira)

 

For, çünkü anlamında cümle başında kullanılmaz, ve öncesinde virgül konulur.

 

Hasan became a manager just after university, for his uncle was a minister.

(Hasan üniversiteden hemen sonra bir müdür oldu çünkü dayısı bir bakandı.)

 

The teacher is speaking to the students, for they never do homework.

(Öğretmen öğrencilerle konuşuyor zira onlar hiç ödev yapmazlar)

 

  • Yet (yine de, fakat, halbuki)

 

I live in İstanbul, yet my favourite city is İzmir.

(İstanbul’da yaşıyorum yine de favorim İzmir)

 

Not everybody is here, yet we can start the lecture.

(Herkes burada değil, yine de ders başlayabiliriz)

 

  • Nor (ne de)

 

Nor, devrik yapı alır yani nor’dan sonraki ifade, soru yapısında olduğu gibi yardımcı fiille başlar; nor, olumsuz bir anlam verir..

 

Hans doesn’t play basketball, nor does he like volleyball.

(Hans basketbol oynamaz ne de voleybolu sever)

 

No students want to go to the trip this weekend, nor have they planned to do anything else.

(Hiç bir  bu hafta sonu geziye katılmak istemiyor, ne de başka bir şey yapmayı planladılar)