İngilizce Türkçe GULLIVER AND THE LITTLE PEOPLE Hikayesi

GÜLİVER VE KÜÇÜK İNSANLAR

İngilizce Türkçe GULLIVER AND THE LITTLE PEOPLE (GÜLİVER VE KÜÇÜK İNSANLAR) Hikayesi ve hikayenin içinde geçen kelimelerin Türkçe anlamlarını aşağıda görebilirsiniz.

 

In ancient times, ships didn’t have any engines.

(eski zamanlarda gemilerin motorları yoktu.)

They had sails.

(yelkenleri vardı.)

The wind pushed the sails

(yelkenleri rüzgar ittiriyordu.)

and the ships sailed away.

(ve gemiler denize açılıyordu.)

The sailors discovered new countries.

(gemiciler yeni ülkeler keşfettiler.)

They wrote books about their discoveries.

(keşifleri hakkında kitaplar yazdılar.)

Gulliver was a doctor on a ship.

(guliver bir gemide doktordu.)

One day there was a very bad storm.

(bir gün kötü bir fırtına çıktı.)

The ship hit a rock,

(gemi bir kayaya çarptı.)

and broke into pieces.

(ve parçalara ayrıldı.)

All the crew in the ship except Gulliver drowned and sank in the sea

(gemide guliver haricindeki tüm mürettebat denize battı ve boğuldu.)

Gulliver swam to the shore.

(guliver kıyıya yüzdü.)

He was very tired.

(çok yorgundu.)

He went to sleep.

(uykuya daldı.)

When he woke up,

(uyandığında)

he could not move.

(kıpırdayamıyordu.)

Because he was tied to the ground with a rope.

(çünkü yere iplerle bağlanmıştı.)

His long hair was pinned to the ground.

(uzun saçları yere tutturulmuştu.)

Some little creatures climbed on his hips, waist, chest, neck, chin, lips, tongue, moustache, chick, eye-lid, eye-lash, eye-brow, and fore-head.

(bazı küçük yaratıklar onun kalçalarına,beline,göğsüne,boynuna,çenesine,dudaklarına,diline,bıyığına,yanaklarına,göz kapaklarına,kirpiklerine,kaşlarına,alnına tırmandılar.)

Gulliver gave a loud shout.

(gulliver yüksek  sesle bağırdı.)

All the little creatures ran away.

(bütün küçük yaratıklar kaçtı.)

They shot their little arrows into Gulliver

(küçük oklarını gulliver’a attılar)

but they didn’t hurt him.

(ama onlar onu acıtamadılar.)

They wanted to speak to Gulliver

(gulliver’le konuşmak istediler.)

so they made a platform.

(böylece bir platform yaptılar.)

They stood on the platform.

(platformun üzerinde dikildiler.)

They talked to Gulliver.

(gulliverla konuştular.)

Gulliver wanted some food

(gulliver biraz yiyecek istedi.)

because he was hungry.

(çünkü o açtı.)

They gave Gulliver some food, vegetables, and fruit.

(onlar gulliver’e biraz sebze meyve ve yiyecek verdi.)

Gulliver put them in his mouth.

(gulliver onları ağzına koydu.)

He chewed and swallowed them.

(onları çiğnedi ve yuttu.)

They went through his throat into his stomach.

(boğazından midesine gittiler.)

His stomach digested the food.

(midesi yemekleri sindirdi.)

The food changed into blood.

(yiyecekler kana dönüştü.)

The blood went through his vessels to his heart.

(kan damarlarından kalbine gitti.)

His heart pumped the blood to his lungs, liver, kidneys and brain.

(kalbi, kanı ak ciğerine,kara ciğerine, böbreklerine ve beynine pompaladı.)

Gulliver opened his eyes.

(gulliver gözlerini açtı.)

They put wheels under the platform.

(platformun altına tekerlekler koydular.)

They put Gulliver on the platform.

(gulliver’ı platforma koydular.)

Five hundred horses pulled the platform.

(5yüz at platformu çekti.)

There were a lot of guards around it.

(etraflarında pek çok muhafız vardı.)

They were carrying torches.

(onlar meşale taşıyorlardı.)

They went to another city

(başka bir şehre gittiler.)

because their king lived there.

(çünkü onların kralları orda yaşıyordu.)

There were small houses there.

(orada küçük evler vardı.)

Gulliver had to crawl (creep) into the houses,

(gulliver küçük evlere sürünerek girmek zorunda kalmıştı.)

so they built a big house for Gulliver.

(o yüzdden gulliver’a büyük bir ev inşaa ettiler.)

They joined five hundred mattresses.

(5yüz döşeği birleştirdiler.)

They made a big mattress.

(büyük bir döşek yaptılar.)

Gulliver went to bed.

(gulliver uyudu.)

They next morning he woke up refreshed

(ertesi gün dinlenmiş olarak kalktı.)

A man came to Gulliver

(bir adam gulliver’ın yanına geldi)

and pointed at an island in the middle of the sea.

(denizin ortasındaki bir adayı gösterdi.)

He said, “The people living on that island are our enemies.

(o adada yaşayan insanlar bizim düşmanımız dedi.)

Tomorrow they are going to attack us.

(yarın bize saldıracaklar.)

“Gulliver said,”Don’t worry.

(gulliver üzülmeyin dedi.)

I will help you.

(size yardım edeceğim.)

Gulliver took iron bars

(gulliver demir çubuklar aldı.)

and bent them.

(onları eğdi.)

He made them hooks.

(onları kanca yaptı.)

He tied string[thread] to them.

(onlara ip bağladı.)

He went to the island.

(adaya gitti.)

He pulled them to the shore.

(onları kıyıya çekti)

They became very happy.

(çok mutlu oldular.)

Just then the king came.

(o sırada kral geldi.)

He wanted all the enemy ships

(o bütün düşman gemilerini istedi.)

but Gulliver didn’t like war,

(ama gulliver savaşı sevmiyordu.)

he liked peace.

(barışı seviyordu.)

The king and the little people got angry with Gulliver.

(kral ve diğer insanlar gulliver’a kızdılar.)

They wanted to kill Gulliver

(gulliver’ı öldürmek istediler.)

so he got into a ship and sailed away.

(bir gemiye bindi ve uzaklaştı.)

He didn’t come back again.

(bir daha geri gelmedi.)

 

 

THE WORDS IN THE STORY

HİKAYEDE GEÇEN KELİMELERİN TÜRKÇESİ

Ship(gemi)

Any(hiç)

Sail(açılmak)

Wind(rüzgar)

Sailor(denizci)

New(yeni)

Country(ülke)

Book(kitap)

Discovery(keşif)

Storm(fırtına)

Piece(parça)

Except(hariç)

Shore(kıyı)

Ground(yer)

Rope(ip)

Hair(saç)

Creature(yaratık)

Hip(kalça)

Waist(bel)

Chest(göğüs)

Neck(boyun)

Chin(çene)

Lip(dudak)

Tongue(dil)

Moustache(bıyık)

Chick(yanak)

eye-lid(göz kapağı)

eye-lash(kirpik)

eye-brow(kaş)

fore head(alın)

loud(yüksek)

shout(bağırmak)

little(küçük)

arrow(ok)

into(içine)

pin(tutturmak)

platform(platform)

food(yiyecek)

vegetable(sebze)

fruit(meyve)

mouth(ağız)

throat(boğaz)

stomach(mide)

blood(kan)

vessel(damar)

heart(kalp)

lung(akciğer)

liver(karaciğer)

kidney(böbrek)

brain(beyin)

wheel(tekerlek)

under(altında)

Five hundred(5yüz)

Guard(koruma)

Around(etrafında)

Torch(meşale)

Another(başka)

City(şehir)

There(orada)

Mattresses(döşek)

Man(adam)

Island(ada)

Middle(ortasında)

Enemy(düşman)

iron bars(demir parmaklık)

hook(kanca)

string[thread](ip)

happy(mutlu)

Just then(aniden)

War(savaş)

Peace(barış)

 

THE VERBS IN THE STORY

HİKAYEDE GEÇEN FİİLLERİN TÜRKÇESİ

Push(ittirmek)

sail away(açılmak)

discover(keşfetmek)

believe(inanmak)

hit(vurmak)

brake into(parçalamak)

swim(yüzmek)

wake up(uyanmak)

move(hareket etmek)

tie(bağlamak)

pin(tutturmak)

give(vermek)

run away(kaçmak)

shoot(vurmak)

hurt(acıtmak)

feel(hissetmek)

want(istemek)

speak(konuşmak)

make(yapmak)

stand(dikilmek)

chew(çiğnemek)

swallow(yutmak)

digest(sindirmek)

change(değiştirmek)

pull(çekmek)

carry(taşımak)

crawl(creep) (sürünmek, emeklemek)

build(inşaa etmek)

join(katılmak)

refreshed(dinlenmiş)

point(işaret etmek)

attack(saldırmak)

worry(endişelenmek)

bend(eğmek, bükmek)

angry(kızmak)

get into(içine girmek)

come back(geri gelmek)