Women drive more carefully than men.

(Kadınlar erkeklerden daha dikkatli sürer)

You should play better.

(Daha iyi oynamalısın)

Can you speak more slowly, please?

(Daha yavaş konuşur musun lütfen?)

She wears more prettily than me.

( Benden daha güzel giyinir.)

He answers the questions more quickly than me.

( O soruları benden daha hızlı hazırlar.)

Maths teacher asks more easily than English teacher.

( matematik öğretmeni İngilizce öğretmeninden daha kolay sorar.)

They get up earlier than us.

(Bizden daha erken kalkarlar.)

Rabbits can run faster than turtles, but turtles walk more patiently.

(Tavşanlar kaplumbağalardan daha hızlı koşabilir, ama kaplumbağalar daha sabırlı yürür)

My father works harder than his colleagues, but earns less.

(Babam arkadaşlarından daha sıkı çalışır, fakat daha az kazanır)

She arrived later than me.

( Benden daha sonra geldi.)

I drive worse than you do.

(Ben senden daha kötü sürerim)

I earn less than you.

( Senden daha az kazanırım.)

They are more than we.

( onlar bizden daha fazla.)

She drives farther than him.

( Kız oğlandan daha uzağa sürüyor.)

Planes can fly higher than birds.

( Uçaklar kuşlardan daha yüksekte uçuyor.)

He had an accident last year. Now he drives more carefully.

( Geçen yıl kaza yaptı. Şu an daha dikkatli sürüyor.)

He worked harder than before.

( daha önceden daha sıkı çalıştı.)

She smiled happier than before.

( Öncekinden daha mutlu gülümsedi.)

 

USE OF SUPERLATIVE ADVERBS

İkiden fazla varlığın içinden birinin bir yönden üstün olduğunu superlative (en üstünlük) derecesiyle ifade ederiz.

Orhan sings the most beautifully in the country.

(Ülkede en güzel şekilde şarkıyı Orhan söyler)

Helen listened to the news the most interestedly.

(Haberi en ilgili bir şekilde Helen dinledi)

Melisa writes the most carefully of all her friends.

(Arkadaşlarının içinde en dikkatli Melisa yazar)

She speaks the most quickly in our class.

( Sınıfımızda en hızlı konuşan odur.)

He can win the competition the most easily.

( Aramızda en kolay yarışmayı kazanacak olan odur.)

John finishes his job the latest.

(John işini en geç bitirir)

Melisa told the story the best of all her friends.

(Arkadaşlarının içinde hikayeyi en iyi Melisa anlattı)

The cheetah runs the fastest of all the animals.

(Çita tüm hayvanların içinde en hızlı koşanıdır)

I woke the earliest in my family this morning.

(Bu sabah ailemden en erken ben uyandım)

Marriage proposal is the hardest for him.

( Onun için en zor yapılacak şey evlenme teklifidir.)

John plays the best in the team.

(Takımın içinde en iyi John oynar)

Anita answers the questions worst.

( En kötü şekilde soruları cevaplayan Anita.)

Ahmet lives the farthest in this quarter.

( Bu mahallede en uzak Ahmet yaşar.)

It rains most often at the beginning of the year.

( Yılın başında en sık yağmur yağar.)

She answered most quickly.

( O hızlı cevap verdi.)

Ali did best in the test.

( Ali sınavda en iyi yaptı.)

Who runs slowest ?

( En yavaş kim koşar?)

What time do you get up earliest?

( En erken  saat kaçta kalkarsın?)

 

AS….AS

İki varlık arasında karşılaştırmada, birinin diğeriyle bir yönden aynı olduğunu ifade etmek için as + adverb+ as yapısını kullanabiliriz.

My car can travel as fast as a Ferrari.

(Benim arabam bir Ferrari kadar hızlı gidebilir.)

My mother earns as much as my father.

(Annem babam kadar kazanır)

You should talk as fluently as a lawyer.

(Bir avukat kadar akıcı konuşmalısın)

I can’t walk as quickly as you.

(Ben senin kadar kızlı yürüyemem)

I am writing as carefully as you are.

( Senin yazdığın gibi dikkatli yazarım.)

She asks hard as much as I ask.

( Benim sorduğum kadar zor sorar.)

She is as late as you are.

( Senin geç kaldığın kadar o da geç kaldı.)

It’s as good as you can get for the price.

( Bu alabildiğin kadar iyi bir fiyata.)

We finished as quickly as we could.

( Bitirebildiğimiz kadar hızlı bitirdik.)

 

Olumsuz cümlelerde so…as yapısı kullanılabilir.

I can’t walk so quickly as you.

(Ben senin kadar kızlı yürüyemem)

She can’t travel so fast as you.

( Senin kadar hızlı seyahat edemez.)

They don’t speak so fluently as we.

( Bizim kadar akıcı konuşamıyorlar.)

She does’nt get up so early as you.

( Senin kadar erken kalkmaz.)

We don’t live so far as my mother.

( Annem kadar uzakta yaşamıyoruz.)

My new flat isn’t as nice as her old one.

( Benim yeni evim eskisi kadar güzel değil.)

It hasn’t got such a big garden as the old one.

( O ev eski evdeki kadar büyük bir bahçeye sahip değil.)

Mert didn’t play as well as he did last week.

( Mert geçen haftadaki kadar iyi oynamadı.)

 

COMPARATIVE AND COMPARATIVE

Comparative and comparative yapısı, bir şeyde gittikçe bir artış olduğunu ifade eder.

You are working more and more carefully.

(Gittikçe daha dikkatli çalışıyorsun)

She dances better and better.

(Gittikçe daha iyi dans eder)

The students can speak more and more fluently.

(Öğrenciler gittikçe daha akıcı konuşabiliyor)

The rock rolled faster and faster.

(Kaya gittikçe daha hızlı yuvarlandı)

She writes more and more quikly.

( Gittikçe daha hızlı yazıyor.)

He gets up later and later.

( Gittikçe daha geç kalkıyor.)

She lives more and more happily.

( Gittikçe daha mutlu yaşıyor.)

There are more and more women attending college these days.

( Son günlerde daha fazla kız üniversiteye gidiyor.)

People will find more and more time to spend with their families.

( İnsanlar aileleriyle geçirecek daha fazla vakit bulacak.)

 

 THE COMPARATIVE, THE COMPARATIVE

İki şey arasındaki bağıntıyı söyler. Bu yapıda iki tarafta da the kullanılır.

The earlier we leave, the sooner we arrive.

(Ne kadar erken ayrılırsak o kadar çabuk varırız)

The more carefully you work, the fewer mistakes you make.

(Ne kadar dikkatli çalışırsan o kadar az hata yaparsın)

The harder you study, the more easily you will answer the questions.

(Ne kadar sıkı çalışırsan o kadar kolay soruları cevaplandırırsın)

The more effectively they work, the more they can earn.

(Ne kadar etkili çalışırlarsa o kadar çok kazanabilirler)

The more I get to know you, the more I like you.

(Seni tanıdıkça daha çok seviyorum.)

The more you work the quicker you learn

(Ne kadar çalışırsan o kadar çabuk öğrenirsin.)

The bigger the house is, the better it is.

(Ev ne kadar büyük olursa o kadar iyi.)

The more he reads, the less he understands.

( Ne kadar okursa, o kadar anlar.)

The higher you climb, the colder it gets.

( Ne kadar yükseğe tırmanırsan, o kadar hava soğur.)