Aşağıda İngilizce konuşanların ve yazanların sıklıkla karıştırdığı 250’den fazla kelimenin bir listesini bulacaksınız. Bu kelimeler yanıltıcı eş asıllı kelimeler olarak adlandırılırlar, zira okunuşları ve yazılışları o kadar benzerdir ki çoğunlukla karıştırılırlar. Mükemmel derecede yazıyor olsanız bile bu listeyi baştan sona okumanızı tavsiye ederiz; yoksa böyle benzer kelimeleri karıştırıp karıştırmadığınızı nasıl bilebilirsiniz ki?
| taut taught |
Taut “sıkı” anlamındaki bir edebi sözcüktür: Hold the string taut while I mark the line (Ben çizgiyi çizerken ipi sıkı tutun).Taught teach fiilinin geçmiş zamanıdır: Serdar taught etiquette and good manners for several years (Serdar birkaç senedir görgü kuralları ve iyi davranışlar üzerine ders vermektedir). |
| tenant tenet |
Tenant mülk kiralayan, kiracı anlamındadır: A new tenant moved into the vacant apartment last week (Yeni bir kiracı geçen hafta boş daireye taşındı).Tenet prensip demektir: The major tenets of all religions are similar (Tüm dinlerin temel prensipleri benzerdir). |
| than then |
Than karşılaştırma yapmak için kullanılır: Metin thinks she is smarter than any of us (Metin hepimizden daha akıllı olduğunu düşünüyor).Then şimdinin dışındaki bir zamanı tanımlayan bir kelimedir: I prefer Friday; it would be better to meet then because then I will be ready (Cumayı tercih ederim; o zaman hazır olacağımdan toplanmak için daha iyi olur). |
| their there they’re |
Their they’in sahipliğidir: The twins left their books at home (İkizler kitaplarını evde bıraktılar).There burası olmayan bir yeri ifade eder, orası demektir: We will be there in two hours (İki saat içinde orada olacağız).
They’re they are’ın kısaltmasıdır: They’re going to a concert tonight (Bu akşam bir konsere gidecekler). |
| theirself theirselves themself themselves |
Sadece dönüşlü veya vurgulu zamir olarak themselves doğrudur: They gave themselves all the credit for the rescue (Kurtarma için tüm başarıyı kendilerine yüklediler). |
| threw through |
Threw bu iki kelime aynı şekilde telaffuz edilmesine rağmen threw throw fiilinin atılmış anlamındaki geçmiş halidir: Zeliha threw the keys of the car to Feyyaz (Zeliha arabanın anahtarlarını Feyyaz’a attı)Through bir şeyin içinden geçmek anlamındaki bir edattır: Ali accidentaly threw a stone through his lover’s mother’s bedroom window (Ali yanlışlıkla sevgilisinin annesinin yatak odasının penceresinden içeri bir taş attı). |
| throes throws |
Throes çetin sancılar veya zor zamanlar anlamına gelir: Selçuk found it difficult to live in the throes of battle (Selçuk savaş sancıları içinde yaşamayı zor buluyordu).Throws throw’un çoğulu veya şimdiki zamanıdır: Several throws later, Hidayet managed to put a wad of paper in the trash can from his desk (Birçok atışın ardından, Hidayet bir top haline getirilmiş kağıdı masasından çöp kovasına sokmayı başardı). |
| til till |
Til until edatının kısaltılmış halidir: I won’t see you til tomorrow (Seni yarına kadar görmeyeceğim).Till “ürün yetiştirmek” anlamındadır: My Uncle Mehmet tills about half the land on his farm and herds cattle on the rest (Mehmet Amcam çiftliğindeki toprağın yarısında ürün yetiştirmekte kalanında ise büyükbaş hayvan gütmektedir). |
| to too two |
To “-e doğru” anlamındaki bir edattır: We go to the lake every summer (Her yaz göle gideriz) Ayrıca fiiller için mastar eki olarak da görev görür: I want to stop confusing words (Kelimeleri karıştırmayı bırakmak istiyorum).Too “ayrıca” demektir: I’d love to go with you, too (Ben de seninle gitmeyi isterim).
Two “iki” anlamındadır: We have two options: hire a divorce lawyer or a mortician (İki opsiyonuz var: ya bir boşanma avukatı ya da cenaze kaldırıcı tutmak). |
| torpid turgid |
Torpid “tepkisiz, uyuşuk” anlamındadır: Teacher tried to elicit answers from the torpid students in front of her (Öğretmen önündeki tepkisiz öğrencilerden yanıtlar almaya çalıştı).Turgid “çok süslü ve dekoratif” anlamına gelir: The author’s turgid writing style lost my interest quickly (Yazarın süslü yazım tarzı ilgimi hızla yok etti). “şişmiş” anlamına da sahiptir: Turgid veins covered her legs (Bacaklarını şiş damarlar kapladı). |
| tortuous torturous |
Tortuous “dolambaçlı” demektir: Cemal was very adept at driving the tortuous mountain roads of North Black Sea region (Cemal Kuzey Karadeniz bölgesinin dolambaçlı dağ yollarında araba sürmede çok maharetliydi).Torturous “işkence gibi, acı verici” demektir: Emre found doing math homework torturous (Emre matematik ödevini yapmayı acı verici buldu). |