Sıklıkla Karıştırılan 250 İngilizce Kelime
Aşağıda İngilizce konuşanların ve yazanların sıklıkla karıştırdığı 250’den fazla kelimenin bir listesini bulacaksınız. Bu kelimeler yanıltıcı eş asıllı kelimeler olarak adlandırılırlar, zira okunuşları ve yazılışları o kadar benzerdir ki çoğunlukla karıştırılırlar. Mükemmel derecede yazıyor olsanız bile bu listeyi baştan sona okumanızı tavsiye ederiz; yoksa böyle benzer kelimeleri karıştırıp karıştırmadığınızı nasıl bilebilirsiniz ki?
| can’t hardly | Bu ifade standart olmayan ikili bir negatifliktir, kullanılmaması gerekir. Can hardly ifadesini kullanmak daha doğrudur: I can hardly hear you over the noise of the party! (Partinin sesinden seni ancak duyabiliyorum). |
| canvas | Canvas elbise veya kumaştır: A canvas bag that can be used to bring to the beach (Plaja getirmek için kullanılabilecek keten bezi bir çanta). |
| canvass | Canvass “bir araştırma yürütmek veya iyice araştırmak” veya “oy toplamak” anlamındadır: She canvassed all the stores before she found the right dress (Doğru elbiseyi bulmadan önce tüm mağazaları iyice araştırdı). |
| capital | dCapital hükümet merkezinin olduğu yerdir: The capital of the United States is Washington D.C. (Birleşik Devletlerin başkenti Washington D.C.’dir). |
| capitol | Capitol (genellikle büyük harfle yazılır) hükümetin ve milletvekillerinin bir araya geldiği asıl binadır: We will travel to the Capitol this weekend (Bu hafta Kongre Binasına gezi yapacağız). |
| censor | Censor özgür ifadeyi yasaklamaktır: The principal censored all references to smoking in school publications (Müdür okul yayınlarında sigara içmeyle ilgili tüm atıfları sansürledi). |
| sensor | Sensor hareketi algılayan bir araçtır: The lights are turned on by a movement sensor (Işıklar hareket sensörü tarafından yakılmaktadır). |
| censure | Censure “azar, sert eleştiri” anlamına gelir: Can was severely censured for putting the frog in the water cooler (Can kurbağayı su soğutucusuna koyduğu için ciddi bir şekilde azarlandı). |
| cite | Cite “alıntı yapmak veya değinmek” anlamına gelir: He cited a famous theorist in his speech (Konuşmasında ünlü bir teorisyenden alıntı yaptı). |
| site | Site “bir yer” anlamına gelen bir isimdir: At which site will we stage the party? (Partiyi hangi yerde yapacağız?). |
| sight | Sight “manzara” anlamında olan bir isimdir: The sight of New York City skyline is spectacular (New York Şehrinin siluetinin manzarası olağanüstüdür). |
| climactic | Climactic zirve veya en can alıcı noktayı tanımlar: Kaya sneezed right at the climactic moment of the movie (Kaya filmin tam en can alıcı noktasında hapşırdı). |
| climatic | Climatic iklime veya havaya atıfta bulunur: Istanbul is known for its dramatic climatic changes (Istanbul dramatik iklimsel değişimleri ile ünlüdür). |
| coarse | Coarse “kaba, büyük taneli, ince olmayan” anlamına gelir: We need to use coarse sandpaper to remove the paint from this wood (Boyayı bu tahtadan çıkarmak için kalın yüzeyli bir zımpara kâğıdı kullanmalıyız). |
| course | Course “yön veya bir konudaki bir dizi ders” anlamına gelen bir isimdir: The poetry course Necla took in changed the course of his life (Necla’nın aldığı şiir dersi hayatının yönünü değiştirdi) |
| collaborate | Collaborate “beraber çalışmak” anlamındadır: Collaborate with the people on your team (Takımındaki kişilerle beraber çalış). |
| corroborate | Corroborate “delille desteklemek” veya “kanıtlamak” anlamına gelir: The testimony was corroborated with evidence of his innocence (İfade masumiyetini gösteren delille desteklendirildi). |
| complement | Complement “tamamlamak” anlamındadır: Their personalities complement each other “Kişilikleri birbirilerini tamamlamaktadır” |
| compliment | Compliment “iltifat etmek veya kutlamak” anlamına gelir: She received a compliment on her sense of fashion (Moda anlayışına yönelik övgü aldı). |
| compose | Compose “oluşmak” anlamındadır ve çoğunlukla pasif formda kullanılır: The class is composed of students of several nationalities (Sınıf birçok milliyete ait öğrencilerden oluşmaktadır.) |
| comprise | Comprise “oluşturmak veya içermek” anlamındadır: Students of several nationalities comprise the class (Birçok milliyete ait öğrenciler sınıfı oluşturmaktadır). Hatırlanması gereken bir kural tümün parçalarından oluştuğu(comprise) ve parçaların tümü oluşturduğudur (compose). |
| concurrent | Concurrent eş zamanlı veya başka bir şeyle aynı anda olma anlamındadır: Concurrent blizzards in three different regions (Farklı üç bölgede eş zamanlı kar fırtınaları). |
| consecutive | Consecutive “ardışık veya arka arkaya” anlamına gelir: The city had three consecutive blizzards that month (O ay içinde şehir arka arkaya üç kar fırtınası yaşadı). |
| conform | Conform “şekil olarak benzer olmak, uymak” anlamındadır: A windy road that conforms to the coastline (Sahil hattına uyan dolambaçlı bir yol). |
| confirm | Confirm “teyit etmek, iki kere kontrol etmek” anlamındadır: To confirm a flight reservation (Uçuş rezervasyonunu teyit etmek). |
| congenial | Congenial “hoşa giden, zevke uygun” anlamına gelir: Congenial surroundings (Hoş ortam). |
| congenital | Congenital biyolojik miras nedeniyle doğumda mevcut olan durumu ifade eder: Serkan has a congenital heart defect (Serkan’ın doğuştan gelen bir kalp bozukluğu vardır). |
| connote | Connote “anlam taşımak veya anlamına gelmek” demektir: “Home” cannotes warmth and safety (Ev sıcak ve güven anlamına gelir). |
| denote | Denote “spesifik olarak bir anlama gelmek, ifade etmek” anlamındadır: “Home” denotes the place where you live (“Ev” yaşadığın yer demektir). |
| İki kelime tek bir cümlede örneklendirilebilir: The word “lion” denotes a kind of wild cat but connotes courage and dignity (“Aslan” kelimesi vahşi bir kedi türünü ifade eder fakat cesaret ve haysiyet anlamına gelir). | |
| conscience | Conscience doğru ve yanlış hissi veya bilgisi, vicdan demektir: My conscience wouldn’t allow me to compete with someone so much weaker than me (Vicdanım benden çok daha zayıf biri ile yarışmama izin vermez). |
| conscious | Conscious uyanık ve farkında olmayı ifade eder: Gürkan was still conscious after banging her head on the headboard (Kafasını karyolanın başına vurduktan sonra Gürkan’ın bilinci hala yerindeydi). |
| continual | Continual “aralarda birlikte tekrarlanan” anlamındadır: We need continual rain throughout the summer for crops to grow (Ürünlerin büyümesi için yaz boyunca devamlı yağmura ihtiyacımız var). |
| continuous | Continuous “ara vermeden” anlamındadır: The continous drumming of the rain on the windows put Zekiye to sleep (Yağmurun durmaksızın cama vuruşu Zekiye’yi uyuttu). |
| convince | Convince bir başkasını bir şeyin doğru olduğuna inandırmak veya emin hissettirmektir: Well, Şakir has convinced me that aliens do exist (Valla, Şakir beni uzaylıların var olduğuna inandırdı). |
| persuade | Persuade “ikna etmek” anlamındadır: Niyazi persuaded me to help him wash his car (Niyazi arabasını yıkamaya yardım etmeme beni ikna etti). |
| co-operation | Co-operation “beraber çalışmak” anlamına gelir: I would like to thank you for your cooperation with us on the Project (Projede bizimle yaptığın ortak çalışman için size teşekkür ederim). |
| corporation | Corporation “büyük şirket” anlamındadır: Presidents of large corporations receive tens of millions of dollars in salary (Büyük şirketlerin başkanları maaş olarak on milyonlarca dolar alırlar). |
| corps | Corps (koors şeklinde telaffuz edilir) bir amaca adanmış insanların oluşturduğu bir organizasyondur: Amy joined the Peace Corps after college (Amy üniversiteden sonra Barış Gönüllüleri organizasyonuna katıldı). |
| core | Core bir meyvenin çekirdeklerini içeren merkezidir: Metin ate apples with their cores (Metin elmaları göbekleriyle birlikte yedi). |
| corpse | Corpse ölü vücut, ceset demektir: The corpse of Zahit’s dog was lovingly laid to rest in the back yard (Zahit’in köpeğinin cesedi sevgi ile arka bahçeye gömüldü). |
| correspondence | Correspondence mektuplar ve haber yazıları gibi anlaşma veya yazılı iletişimdir: Nur and Banu continued their correspondence for years (Nur ve Banu yıllar boyu yazışmalarına devam ettiler). |
| correspondents | Correspondents bu iletişimi yazan, muhabir anlamına gelir: Çetin has lived abroad as a news correspondent for several years (Çetin birkaç yıl haber muhabiri olarak yurtdışında bulundu). |
| could not care less | Bu ifade İngilizce öğrenenler için sıklıkla kafa karıştırıcıdır. Her zaman negatif olarak kullanılır ve hiç önem vermemeyi anlatır: Since she was sick, Hakan could not care less about doing her homework (Hasta olduğu için ödevini yapmak Hakan’ın umurunda değildi). |
| council | Council bir konuyu görüşmek için toplanmaya çağrılan bir grup kişidir: The school board council meets every Thursday evening (Okul yönetim kurulu konseyi her Perşembe akşamı toplanmaktadır). |
| counsel | Counsel nasihat demektir: I always go to Nezaket for counsel on the tough decisions in my life (Hayatımdaki zor kararlarda nasihat için her zaman Nezaket’e giderim). |
| consul | Consul bir ülkenin vatandaşlarını ve ticari çıkarlarını bir diğer ülkede korumak için atanmış diplomattır: If you need help starting a business in France, talk to Turkish consul in Paris (Eğer Fransa’da bir işe başlamak için yardıma ihtiyacın varsa, Paris’teki Türk konsolosu ile konuş). |
| creak | Creak gıcırtı veya inleme için bir fiil veya isim olarak kullanılabilmektedir: The creak of the floorboards alarted Nadir that Leyla was sneaking up on her (Zemin tahtalarının gıcırdaması Leyla’nın gizlice ona yaklaşıyor olduğuna dair Nadir’i uyardı). |
| creek | Creek küçük su akıntısı, deredir: The kids loved to play in the creek on this hot summer day (Çocuklar bu sıcak yaz gününde derede oynamayı sevdiler). |
| credible | Credible “inanılabilir veya güvenilebilir” anlamındadır: There is no credible evidence that it was I who broke the lamp (Lambayı benim kırdığıma dair hiçbir güvenilir kanıt yoktur). |
| creditable | Creditable “itibarlı” anlamına gelir: I couldn’t have broken the lamp because I have a creditable alibi (Lambayı kırmış olamam, zira suç mahallinde olmadığıma dair itibarlı bir kanıtım var). |
| criteria | Criteria tekildir: There is only one criteria for this job (Bu iş için sadece tek bir kriter mevcuttur). |
| criterion | Criterion çoğuldur: Several criteria need to be met in order to for us to move forward (İlerlememiz için birçok kriterin karşılanması gerekiyor). |
| custom | Custom kültürel gelenektir: It is a custom in Japan to remove your shoes when entering a home (Bir eve girerken ayakkabıları çıkarmak Japonya’da bir gelenektir). |
| costume | Costume belirli bir zamanı, olayı veya kültürü temsil etmek için giyilen bir elbisedir: What is your costume for Halloween going to be? (Cadılar Bayramı için kostümün ne olacak?). |