Sıklıkla Karıştırılan 250 İngilizce Kelime listesi B harfi
Aşağıda İngilizce konuşanların ve yazanların sıklıkla karıştırdığı 250’den fazla kelimenin bir listesini bulacaksınız. Bu kelimeler yanıltıcı eş asıllı kelimeler olarak adlandırılırlar, zira okunuşları ve yazılışları o kadar benzerdir ki çoğunlukla karıştırılırlar. Mükemmel derecede yazıyor olsanız bile bu listeyi baştan sona okumanızı tavsiye ederiz; yoksa böyle benzer kelimeleri karıştırıp karıştırmadığınızı nasıl bilebilirsiniz ki?
| bad | Bad am, feel, is, seem and become gibi fiillerin ardından kullanılan bir sıfattır: They felt bad (Kötü hissettiler). (Burada badly’nin kullanılması hissetme olarak yeteneklerinin zayıf olduğunu anlatır). |
| badly | Badly diğer fiillerin ardından kullanılan bir zarftır: They played badly (Kötü oynadılar). Badly “aşırı şekilde” anlamına da gelebilir: They needed food badly (Gıdaya aşırı şekilde ihtiyaçları vardı). |
| baited | Baited çoğunlukla tuzakları ifade eder: Bating deer in order to hunt them is illegal in most states (Avlamak için geyiklere tuzak kurmak birçok eyalette yasadışıdır). |
| bated | Bated nadir olarak kullanılır ve “azaltılmış” anlamındadır: Merve bated her pace to let running mate catch up (Merve koşu arkadaşının onu yakalaması için hızını azalttı). |
| bare | Bare “çıplak” anlamındadır: Walking in grass with bare feet is refreshing (Çıplak ayakla çayırda yürümek canlandırıcıdır). |
| bear | Bear isim olarak ayı, fiil olarak ise “taşımak” anlamına gelir: Remzi must bear the burden of flunking math twice (Remzi matematik dersinden iki defa kalmanın yükünü taşımak zorundadır). |
| bazaar | Bazaar pazar, sergi veya fuar anlamındadır: The Saturday morning bazaar worth seeing even if you but nothing (Hiçbir şey almasan bile Pazar sabahı pazarı görülmeye değerdir). |
| bizarre | Bizarre “garip” demektir: Barry told us a bizarre story last night (Barry dün gece bize garip bir hikaye anlattı). |
| belief | Belief bir isimdir: He had strong beliefs (Güçlü inançları sahipti). |
| believe | Believe bir fiildir: She believes she can do anything (Her şeyi yapabileceğine inanıyor). |
| beside | Beside “yanında” anlamındadır: Place the dishes next to the sink (Tabakları lavabonun yanına yerleştir). |
| besides | Besides “yanı sıra, ilaveten” anlamındaki bir zarf veya edattır: Besides exlaining it, he showed directly the hit with the clup( Anlatmanın yanı sıra, golf sopasıyla vuruşu doğrudan gösterdi). |
| better | Had better doğru formudur. Uygulanmazsa istenmeyen sonuçların olacağını ima eden bir tavsiye verirken kullanılır: You had better go to the doctor. Bu ifadede Have atlanmadan kullanılmalıdır. |
| had better | |
| between | Among, between’e bakınız. |
| among | |
| biannual | Biannual “bir yılda iki kez” demektir: My trip to dentist is a biannual event (Diş hekimine gitmem yılda iki kez gerçekleşen bir olaydır). |
| biennial | Biennial “her iki yılda bir kez” anlamındadır: These flowers are biennial; they bloom every two years (Bu çiçekler iki yıllıktırlar; her iki yılda bir çiçek açarlar). |
| bimonthly | Bimonthly “her iki ayda bir kez” anlamındadır: We make payment to the co-op bimonthly (İki ayda bir kooperatife ödeme yapıyoruz). |
| semimonthly | Semimonthly “ayda iki kez” anlamına gelir: We have our house cleaned semimonthly (Evimizde ayda iki kez temizletiyoruz). |
| blithe | Blithe “gamsız ve tasasız“ anlamında bir sıfattır: A blithe mood overcomes us in the spring (Baharda hepimizi gamsız bir ruh hali kaplar). |
| lithe | Lithe “esnek, zarif ve kıvrak” anlamındadır: The lithe movements of the yoga instructor impressed us all (Yoga eğitmeninin esnek hareketleri hepimizi etkilemişti). |
| blonde | Blonde kadınları tanımlar: Brunettes have just as much as fun as blondes (Esmerler sarışınlar kadar eğlencelidirler). |
| blond | Blond erkekleri tanımlar: Sare was not a natural blond (Sare doğal bir sarışın değildir). Bu ayrım gerekli de değildir: Blond kullanım olarak günümüzde hem erkekler hem de kadınlar için kabul görmektedir. |
| board | Board birkaç anlama gelmektedir: Bunlar tahta pano, kurul ve fiil olarak (gemiye) binmek’tir. The board of directors met to decide the fate of the school (Yönetim kurulu okulun kaderine karar vermek için toplandı). |
| bored | Bored “sıkkın, sıkılmış” anlamındadır: She is bored by the dry lecture (Tatsız ders nedeniyle sıkkındır). |
| bore | Bore sıkıcı yorucu kişi anlamındadır: Müge is such a bore when he talks about his cats! (Müge kediler hakkında konuştuğunda son derece sıkıcı biridir!). |
| boar | Boar erkek domuzdur: Wild boars abound in this forest (Vahşi domuzlar bu ormanda boldurlar). |
| boor | Boor “görgüsüz, kaba” anlamına gelir: What a boor guy (Ne görgüsüz bir adam). |
| born | Born hayata gelmek anlamındadır: A child was born at 12:01 New Year’s day(Yılbaşı günü saat 12:01’de bir çocuk dünyaya geldi). |
| borne | Borne “taşınmış” anlamındadır: Current-borne plankton (Akıntıyla taşınan planktonlar). |
| borrow | Borrow birinden bir şeyi geçici olarak almak anlamındadır: To borrow a book and then return it (bir kitap ödünç almak ve sonrasında geri iade etmek). |
| lend | Lend bir şeyi birine geçici olarak vermek anlamındadır: Zeliş will lend Nil a book (Zeliş Nil’e bir kitap ödünç verecek). |
| loan | Loan bir isimdir ve banka kredisi anlamındadır, fakat Amerikan İngilizcesinde “ödünç vermek” anlamına gelir: Loan me a book, please. (Bir kitap ödünç verir misiniz?). |
| braise | Braise “sıvı içinde yavaş bir şekilde pişirmek (genellikle et için kullanılır)” anlamına gelir: Braised meat is usually tender (Ağır ateşte pişirilmiş et genellikle yumuşak olur). |
| braze | Braze “lehimlemek veya bronz gibi metallerle oluşturmak” anlamındadır: Tarkan brazed a statue of a famous Civil War leader (Tarkan ünlü bir İç Savaş liderinin metal heykelini yaptı) |
| brake | Brake “fren yapmak” anlamındadır: You should break slowly on ice (Buzun üzerinde yavaş bir şekilde fren yapmalısın.) |
| break | Break “kırmak” anlamına gelir: To break a mirror brings seven years of worse luck (Cam kırmak yedi yıl kötü şans getirir). |
| breath | Breath “ciğerlere çekilen hava”’ anlamına gelen bir isimdir: Take a deep breath and relax (Derin bir nefes çek ve rahatla). |
| breathe | Breathe sonunda ilaveten bir E bulunan bir fiildir: Just breathe deeply and calm down (Sadece derin bir şekilde nefes al ve sakinleş). |
| bridal | Bridal gelinle ve evlilik töreni ile ilgili olma anlamındadır: Buket threw her bridal bouquet to the screaming crowd of single women (Buket çığlıklar atan bekar kadın kalabalığına evlilik buketini fırlattı). |
| bridle | Bridle at dizgini gibi bir durdurucu veya engelleyici araçlar anlamına gelir: Old Stallion didn’t like the bridle over his head (Yaşlı Aygır başının üstündeki dizginden hoşlanmadı). |
| by | By “yanındaki” anlamında bir edattır: Park the car by the house (Arabayı evin yanına park et). |
| buy | Buy “satın almak” manasındadır: Grandpa buys an ice cream cone every Sunday afternoon (Büyükbaba her Pazar öğleden sonra bir külah dondurma alır). |
| bye | Bye “veda veya hoşça kal” anlamına gelir: Bye, now; I’ll see you later (Şimdilik hoşça kal, sonra görüşürüz). |