Neden İngilizce Öğrenemiyoruz?


received_10206746529915845

Yabancı dil öğrenmek için öncelikle anteni ayarlayacaksın. Alıcıları açacaksın. Wi-Fi kapalıyken bağlanamazsın. Sonra kıvranır durursun. Demek istediğim ön yargılardan öncelikle kafamızı arındırmamız gerekiyor. Burada ben öğrenemem tarzı öğrenilmiş çaresizliklerin tedavisinden daha çok yabancı dil öğrenmeye karşı olan diğer olumsuz tutumlardan söz ediyorum. Örneğin her sene İngilizce okuttuğum sınıflardan bir iki öğrenci çıkar (muhtemelen Sinanoğlu’nun bye bye Türkçesini okumuştur) ve der ki ”Hocam onlar Türkçe öğreniyor mu? Biz neden onların dilini öğreniyoruz?” vb… Evladım o elinde tuttuğun akıllı telefonun, bindiğin arabanın, izlediğin televizyonun teknolojisini biz mi ürettik? Hangi sanayi/teknoloji ürünlerini ne oranda dünya pazarına sunuyoruz? Güney Afrika’da yaşayan siyahi bir çocuğun Türkçe öğrenme gereksinimi var mı? Dünyanın en başarılı 500 üniversitesine kaç üniversitemiz girebiliyor? Dünyaca ünlü kaç bilim adamımız/kadınımız, paradigmamız, teorimiz var? Barbados adasında yaşayan çikolata renkli kız neden Türkçe öğrensin? Yanlış anlaşılmasın kendimizi küçümsemiyorum. Doğruları dolaysız söylüyorum. İngilizce ortak dil olarak dünyada kendisini kabul ettirmiştir. Dünyada hangi koordinatlara gidersen git İngilizce biliyorsan seni anlayacak birilerini bulursun. Bu gerçekten hareket etmek lazım.

İkinci olarak yabancı dil öğrenmek araba kullanmak gibidir. Beceri ve tecrübe ister. Şimdi bilmeyen birine araba sürmeyi ne kadar tarif edersek edelim sürücü koltuğuna oturmadan bu işi öğrenemez. Yabancı dil tahtada matematik öğrenir gibi öğrenilmez- öğretilemez – öğretilmemelidir. Dili kullanmamız gerekir. Burada öğretmenlerimiz kendini parçalasa dahi öğrenci dili kullanmadıkça unutacak veya sadece teoriyi hatırlayacaktır. İngiltere’de bir dil kursuna gözlemci olarak katıldım. Güney Amerika, Afrika, Orta Asya… dünyanın farklı coğrafyalarından gelmiş öğrenciler vardı. İngiliz Öğretmen Lily biyoloji mezunu. Hiç bir yabancı dil öğretme beceri ve stratejisine sahip değil. Ama gençler İngilizce öğreniyor. Neden mi? Çünkü sürücü koltuğundalar. Arkadaş edineceklerse öğrenmek/konuşmak zorundalar, marketten çikolata alacaklarsa konuşmak zorundalar, metroya bineceklerse konuşmak zorundalar, tuvalete gideceklerse konuşmak zorundalar…. İşte bu dili kullanmaktır. Kullandığınız zaman öğrenirsiniz. Teori dinleyince değil.

Türkiye’de öğretmen yetiştirme programları revize edilmelidir. Köyünün veya şehrinin vatandaşı değil dünya vatandaşı yabancı dil öğretmenlerine ihtiyaç var. Öğretmenlerimiz dünyaya açılmalıdır. Kabuklarını kırmalıdırlar. Gittiği her ülkede Türkiye’de gibi rahatlıkla hayata uyum sağlayabilen dünya vatandaşı öğretmenler… Öğrencilerin ufkunu açacak, dünyayı anlatacak, dili ustalıkla konuşacak/ kullanacak. Bu konunun oturduğu zemin eğitim sistemimizin anaokulundan üniversiteye giden çarpıklığı ki malumu ilan etmeye lüzum yok. Öğretmen eğitimini geliştirmemiz gerekiyor.

Bunlara ek olarak dili erken yaşta öğretmeye başlamalıyız. Bilim adamı/kadını/insanı her ne diyorsanız bu konuda fikir birliğine varmış değil. Ancak şerit temizken, beyin kartlaşmadan öğretilen her şey kalıcı olur. Yabancı dil felsefe, sosyoloji teorileri öğretilir gibi karmaşık grammar yapısı içerisinde değil şarkı, film, oyun vb. eğlence tarzında öğretilmelidir. Çocuklarımızın aklında yabancı dil öğrenmek bu şekilde eğlenceli bir faaliyet olarak kalmalıdır. Ayrıca dört temel beceri (listening, speaking, reading and writing) eş zamanlı olarak geliştirilmelidir. Sözcük ve dilbilgisi de bu dörtlünün yanında bulunması gereken diğer önemli unsurlardır.
Okullarımızda yabancı dil saatleri yetersizdir (son zamanlarda artırılmış olmasına rağmen). Anadilimizi doğduğumuz andan itibaren sürekli dinleyerek, sürekli dile maruz kalarak öğrenmemiz yıllar alırken, haftada 2/3 saatte binlerce sözcükten, karmaşık ve dinamik bir yapıdan oluşan başka bir dili nasıl öğretiriz/ öğreniriz? Zaten uzun yaz tatilleri öğrenilenleri çoğu zaman unutturuyor. Dil nankördür. Durağanlığa gelmez. Kaçar, kaybolur gider. Sık tekrarlarla dile daha fazla maruz kalmak gerekiyor.

Okullarımız demişken dil öğretim materyallerimiz bir çok okulda eksik veya kalitesiz, ders kitapları yetersizdir. Müfredat programımız grammar konularına boğulmuştur. Sınıflar kalabalıktır. 30 kişilik bir sınıfta her öğrenciye 1/2 dakika konuşma fırsatı dahi veremeden ders biter. Oturma düzenleri interaktif, etkileşimci öğrenme yöntemleri için uygun değildir. Öğretmen tarzları ve becerileri birbirini tutmaz. Gelen giden birbirini aratır. İdareciler dil bilmez. Yabancı dil öğretmenlerinin derdini bilmez. Kültürlerarası köprü kavramını dahi duymamış tiplerle doludur okullar. Böyle gelmiş böyle giderden kurtulmamız lazım.

İşin özü şu sorunlardan bir kaçı dahi ustalıkla çözülmüş olsa bizim dil öğrenememe gibi bir derdimiz kalmayacaktır kanaatimce.
Osman KAYA
Project Coordinator / Teacher of English