Aşağıda İngilizce konuşanların ve yazanların sıklıkla karıştırdığı 250’den fazla kelimenin bir listesini bulacaksınız. Bu kelimeler yanıltıcı eş asıllı kelimeler olarak adlandırılırlar, zira okunuşları ve yazılışları o kadar benzerdir ki çoğunlukla karıştırılırlar. Mükemmel derecede yazıyor olsanız bile bu listeyi baştan sona okumanızı tavsiye ederiz; yoksa böyle benzer kelimeleri karıştırıp karıştırmadığınızı nasıl bilebilirsiniz ki?
| pamper pander |
Pamper “ihtimam göstermek veya şımartmak” anlamına gelir: The only time my mom pampers me is when I’m sick (Annemin bana ihtimam gösterdiği tek zaman hasta olduğumdadır).Pander diğerlerinin temel ihtiyaçlarını karşılamaktır: Senator got elected by pandering to special interest groups (Senatör özel çıkar gruplarına istediklerini vererek seçildi). |
| passed past |
Passed pass’ın geçmiş zamanıdır, bir şeyin yanından geçmek veya ötesine geçmek anlamındadır: The boys passed through town quickly.Past geçmiş demektir: The famous actor has a distinguished past (Ünlü aktör seçkin bir geçmişe sahiptir). |
| pasture pastor |
Pasture hayvanların otladığı yer otlak, mera anlamındadır: Şinasi puts his cows out into the pasture every morning (Şinasi her sabah ineklerini meraya çıkarır).Pastor papaz demektir: Noah Sarque is the pastor of the local Baptist Church (Noah Sarque yerel Baptist Kilisesinin papazıdır). |
| patent latent |
Latent, patent’a bakınız. |
| patience patients |
Patience zorlu biriyle veya bir durumla uğraşırken sakin kalabilme yeteneği, sabır anlamındadır: The teacher showed infinite patience for the students struggling with the reading (Öğretmen okumada zorlanan öğrencilere sınırsız bir sabır gösterdi).Patients hastalar anlamındadır: The nurse had several new patients to get to know that week (Hemşirenin o hafta tanışması gereken birçok yeni hastası vardı). |
| peace piece |
Peace huzur, sükunet hali veya barış demektir: We all hope for peace throughout the World (Hepimiz dünyanın her yanında barışın olmasını umut ediyoruz).Piece parça anlamındadır: Yasemin lost a piece of her jewelry in park last Sunday (Yasemin geçen Pazar parkta mücevherinin bir parçasını kaybetti). |
| peek pique peak |
Peek “gizlice bakmak, gözetlemek, dikizlemek” anlamındadır: The child peeked inside the gift (Çocuk hediyenin içine gizlice baktı).Pique “uyandırmak, kışkırtmak” anlamındadır: Serdar’s comment piqued Elif’s curiosity (Serdar’ın yorumu Elif’in merakını uyandırdı). Pique ayrıca isim olarak “kırgınlık” manasındadır: İsmail felt a bit of pique at the association of his name with their real estate scheme (İsmail emlak planıyla isminin ilişkilendirilmesine bir miktar kırıldı)
Peak bir şeyin en üst noktası, zirve anlamındadır: Kevin decided not to drive to the top of Pike’s Peak during the peak summer vacation season (Kevin yaz tatilinin en yoğun sezonunda Pike’s Peak dağının tepesine arabayla çıkmamaya karar verdi). |
| peer pier |
Peer “dikkatli bakmak” demektir: Mustafa had to peer through fog to keep the car on the highway (Mustafa arabayı yolun üzerinde tutmak için sisin içinde dikkatlice bakmak zorundaydı). Peer aynı zamanda eşit olan şey, akran anlamındadır: Selim didn’t consider anyone his peer when it came to the game of ludo (Selim kızmabirader söz konusu olunca akranlarının arasında kimseyi kendine rakip görmüyordu).Pier suya uzanan yapma bir yol, iskele anlamındadır: He docked his boat at the end of the pier (Teknesini iskelenin sonuna çekti.) |
| penultimate ultimate |
Penultimate sondan bir önceki anlamına gelir: The penultimate shrimp he ate was the one that gave him food poisoning (Onda gıda zehirlenmesine yol açan en son yediğinden bir önceki karidesti).Ultimate en son veya en iyi anlamındadır: I found the ultimate gift for Selin this year (Bu yıl Selin için en iyi hediyeyi buldum) |
| perspective prospective |
Perspective bir yerden veya pozisyondan görülen bir manzara veya zihinsel bakış açısıdır: The perspective from this building is spectacular veya Sare has a wonderful perspective on life considering the fact that she has 12 kids (Bu binadan görülen perspektif muhteşemdir veya 12 çocuğunun olduğunu göz önüne alırsak Sare hayata karşı muhteşem bir bakış açısına sahiptir.Prospective “muhtemel, olası” anlamına gelir: We have several prospective opportunities before us (Önümüzde birkaç muhtemel fırsat var). |
| persuade convince |
Convince, persuade’e bakınız. |
| phase faze |
Faze, phase’e bakınız. |
| piquant pique |
Piquant “hoş bir şekil acı, mayhoş veya baharatlı” anlamındadır: This restaurant serves a piquant salsa that is absolutely delicious (Bu restoran kesinlikle lezzetli olan baharatlı bir salsa servis eder).Pique uyandırmak, kışkırtmak” anlamındadır: Yasemin piqued Tahsin’s curiosity with her question (Yasemin sorusuyla Tahsin’in merakını uyandırdı) Peek’e bakınız. |
| plain plane |
Plain “sade, basit, açık veya ova” anlamındadır: It was plain to see that Zeynep loved Ali (Zeynep’in Ali’yi sevdiğini anlamak basitti) veya Hilmi’s farm was on a great plain where wheat grew well (Hilmi’nin çiftliği buğdayın çok iyi yetiştiği büyük bir ovadaydı).Plane düzlem veya uçak anlamına gelir: To understand the equation of a plane surface in mathematics you have to reach a new plane of consciousness (Matematikte bir düzlemin denklemini anlamak için yeni bir bilinç düzeyine ulaşmanız gerekir) veya Oğuzhan landed the plane successfully (Oğuzhan uçağı başarıyla yere indirdi). |
| portent potent |
Portent “işaret, haberci” anlamına gelir: Yağız took falling out of bed that morning as a portent of a greater disaster in the future (Yağız o sabah yataktan düşmesini gelecekte büyük bir felaketin habercisi olarak gördü).Potent “güçlü ve kuvvetli” demektir: İsmail was a potent man, even at seventy (İsmail yetmişinde dahi güçlü biriydi). |
| pour pore pore |
Pour “dökmek, boşaltmak” anlamındadır: She poured some milk into the glass (Bardağa bir miktar süt döktü).Pore “konsantre bir şekilde çalışmak veya okumak” anlamına gelir: Sezen pored over the documents nightly (Sezen belgeleri geceleyin konsantre bir şekilde okudu).
Pore aynı zamanda cilt üzerindeki gözenekler için de kullanılır: Pores are all over our bodies (Vücutlarımızın her yanında gözenekler vardır). |
| practical practicable |
Practical kolaylıkla kullanılabilen ve kullanıma sokulabilen anlamındadır: A Swiss Army knife has many practical uses (İsviçre çakısı birçok pratik kullanıma sahiptir).Practicable “uygulanabilir, elverişli, mümkün” demektir: It can not always practicable for a busy person to use this tool (Yoğun bir kişi için bu aracı kullanmak her zaman için mümkün olmayabilir). |
| precede proceed |
Precede “önünden gitmek” anlamındadır: The flower girl preceded the bride in the procession down the aisle (Çiçekçi kız tören alayında gelinin önünden orta koridorun sonuna doğru ilerledi).Proceed “ilerlemek” demektir: Both the flower girl and the bride proceeded down the aisle at the same time (Hem çiçekçi kız hem de gelin orta koridorun sonuna doğru aynı zamanda ilerledi). |
| premise premises |
Premise çoğunlukla “varsayım” anlamına gelir: Since the basic premise was wrong, all the conclusions based on it were wrong, too (Temel varsayım yanlış olduğu için ona dayalı tüm sonuçlar da yanlıştır)Premises ev, bina ve etrafındaki araziler anlamındadır: Smoking is not allowed on the premises (Bina alanı içinde sigara içmek yasaktır). |
| presence presents |
Presence “mevcudiyet, var olma” anlamındadır: Nazan’s presence was comforting in Ali’s sorrow (Nazan’ın varlığı Ali’nin üzüntüsünü hafifletiyordu).Presents hediyeler demektir: The greatest gift is to let someone give you a present (En büyük hediye birinin size hediye vermesine izin vermektir.) |
| principal principle |
Principal profesyonel bir işletmenin veya okulun yöneticisi veya müdürüdür: The principal of the middle school is a woman of principles (Ortaokulun müdürü prensipleri olan bir kadındır).Principle prensip, ilke demektir: I avoid school principals as a matter of principle (Prensip meselesi olarak okul müdürlerinden uzak dururum). |
| profit prophet |
Profit giderler ile gelirler arasındaki fark, kar anlamına gelir: Zelin and Zahit made a 100,000 TL profit when they remodeled and sold their house (Zelin ve Zahit evlerini yeniden tasarlayıp sattıklarında 100.000 TL kar ettiler).Prophet peygamber anlamındadır: Ateizm peygambersiz bir dindir. |
| profligate prolific |
Profligate israfkar ve müsrif anlamındadır: Hülya was so profligate that she spent the entire money she won in the lottery in one year (Hülya öyle müsrifti ki piyangodan kazandığı tüm parayı bir sene içinde harcadı).Prolific “üretken, bol, meyveli” anlamına gelir: Ahmet Ümit is a prolific writer (Ahmet Ümit üretken bir yazardır). |