Like A Headless Chicken Ne yapacağını yahut ne düşüneceğini bilemez halde oradan oraya hızla gidip gelmek.
Like A Kid In A Candy Store Bir konuda çok heyecanlanmak, çok mutlu olmak, sevinçten havalara uçmak.
Like A Moth To A Flame Ölümcül ya da tehlikeli bir şeyin cazibesine kapılmış kimse.
Like A Rat Deserting A Sinking Ship Bir şirket ya da kurumu, o şirket ya da kurum büyük zorluklar içinde kaldığı ya da batmaya başladığı için terk etmek: “batan gemiyi fareler gibi terk etmek”.
Like A Shag On A Rock (Avustralya) Yalnız ve çevresinden uzakmış gibi hisseden kimse.
Like Chinese Arithmetic Karmaşık ve anlaşılması güç konu, durum vb.
Like Clockwork Oldukça düzenli zaman aralıklarında ve saatlerde gerçekleşen şey.
Like Collecting Frogs In A Bucket Gerçekleştirmesi, kontrol etmesi ya da koordine etmesi çok zor iş ya da görev.
Like Father Like Son Bir ailede farklı nesillerden kişiler aynı şekilde düşünür, konuşur ya da davranırlarsa söylenen deyimdir.
Like Giving A Donkey Strawberries (BK) Bir kimseye, sunulan şeyin değerini bilmeyeceğinin farkında olunmasına rağmen o değerli şeyi sunmak.